Alacakaranlık, okurken değil; kapattıktan sonra ağırlığını daha çok hissettiren kitaplardan biri. Sadık Hidayet’in öykülerinde yalnızlık, ölüm, yabancılaşma ve insan zihninin karanlık tarafı birbirinden ayrılmıyor. Gerçek olanla düşsel olan arasındaki sınır zaman zaman siliniyor ve okur kendini huzursuz ama merak uyandıran bir dünyanın içinde buluyor.
Bu metinlerde karanlık yalnızca atmosfer değil. İnsanların birbirine, topluma ve kendi iç dünyalarına yabancılaşmasının bir biçimi. Hidayet’in karakterleri çoğu zaman dünyaya ait olamıyor; onları asıl etkileyici kılan da tam olarak bu kopukluk.
Alacakaranlık’ı bizim için değerli kılan şey, hikâyelerin cevaptan çok duygu bırakması. Kitap bittiğinde bazı sahneler unutulabilir; fakat geride kalan o tekinsiz his kolay kolay kaybolmuyor.
Edebi Zihin’de bu kitabı, “Bir kitap bittikten sonra zihinde ne kalır?” sorusunun güçlü örneklerinden biri olarak görüyoruz.
