Kör Baykuş okura güvenebileceği sağlam bir dünya sunmaz. Anlatıcının gördüğü, hatırladığı ve hayal ettiği şeyler birbirinin içine girerken olayların kendisinden çok onları algılayan zihnin güvenilirliği önem kazanmaya başlar.
Roman iki parçalı yapısı, tekrar eden kişiler ve imgeler, zamanın doğrusal akışının bozulması ve benliklerin birbirine karışmasıyla okuru sürekli aynı soruya geri getirir: Gördüğümüz şey gerçekten yaşandı mı, yoksa yalnızca anlatıcının zihninde mi var?
Hidayet’in başarısı bu soruya kesin bir cevap vermemesinde yatar. Kör Baykuş çözülmesi gereken bir bilmece gibi değil, içine girildikçe sınırları belirsizleşen bir bilinç alanı gibi işler.
Bu yüzden romanın karanlığını yalnızca ölüm ya da umutsuzluk üzerinden okumak eksik kalır. Asıl tekinsizlik, gerçekliğin kendisinin güvenilmez hâle gelmesidir.
Edebi Zihin’de Kör Baykuş’u şu sorudan okuyacağız: İnsan, kendi zihninin anlattığı hikâyeye ne kadar güvenebilir?
