Suç ve Ceza’yı Petersburg’dan çıkarıp başka bir şehre taşısak aynı romanı elde edemezdik. Çünkü Dostoyevski için şehir yalnızca karakterlerin yürüdüğü sokaklardan ibaret değildir. Raskolnikov’un odası, Sennaia çevresindeki kalabalık, sıcak, koku, gürültü ve yoksulluk onun zihinsel dünyasının dışında duran ayrıntılar değil; o dünyanın oluşmasına katılan kuvvetlerdir.

Bu yüzden Petersburg’u basitçe “Raskolnikov’un ruh hâlinin aynası” diye okumak da eksik kalır. Şehir yalnızca onun iç dünyasını yansıtmaz; düşüncelerine malzeme verir, toplumsal eşitsizliği gündelik bir deneyime dönüştürür ve kendisini diğer insanlardan ayırma arzusunu sürekli sınar. Raskolnikov’un zihni ile şehir arasında tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi değil, karşılıklı bir gerilim vardır.

Petersburg neden yalnızca bir arka plan değil?

Dostoyevski’nin Petersburg’u hareket hâlindeki bir toplumsal sistemdir. İnsanların birbirine çarptığı sokaklar, aşırı kalabalık evler, meyhaneler, borç, işsizlik ve aşağılanma aynı şehir dokusunun parçalarıdır. Karakterler birbirlerinin hayatına tesadüfen giriyormuş gibi görünür; fakat bu tesadüflerin arkasında herkesi sıkıştıran aynı maddi çevre vardır.

Bu nedenle şehir romanın olay örgüsünü yalnızca taşımaz, üretir de. Marmeladov’un hikâyesi, Sonya’nın yoksulluğu, Raskolnikov’un odası ve Sennaia’daki kalabalık birbirinden bağımsız dekorlar değildir. Aynı toplumsal basıncın farklı yüzleridir.

Sennaia neden Raskolnikov için bu kadar önemli?

Adele Lindenmeyr’in dikkat çektiği gibi Dostoyevski, Sennaia çevresindeki hızlı ve plansız kentleşmenin yarattığı sorunları yakından biliyordu. Raskolnikov’un cinayetten hemen önce şehrin yeniden düzenlenmesine dair kurduğu düşünceler de bu nedenle rastlantısal değildir. O, karşısındaki sefaleti yalnızca görmekle kalmaz; onu akılcı bir planla düzeltilebilecek bir problem olarak düşünmeye başlar.

Tam burada şehir ile “olağanüstü insan” düşüncesi arasında beklenmedik bir bağ kurulur. Raskolnikov sefaletin yarattığı dehşeti görür; fakat çözümü insanlarla dayanışmakta değil, yukarıdan düzen kurabilecek güçlü ve istisnai birey fikrinde aramaya yatkındır. Şehrin eşitsizliği böylece yalnızca merhamet üretmez; onun zihninde büyük bir iradenin karmaşaya müdahale etmesi gerektiği düşüncesini de besler.

Raskolnikov’un odası neden şehir kadar önemli?

Raskolnikov’un dar ve boğucu odası, Petersburg’un toplumsal sıkışmışlığının en kişisel biçimidir. Oda onu şehirden koruyan özel alan gibi görünür; fakat aynı zamanda düşüncelerinin dolaşıp durduğu kapalı bir kutuya dönüşür. Dışarıdaki kalabalıktan kaçtıkça kendi zihninin içine daha fazla çekilir.

Bu nedenle roman sürekli olarak oda ile sokak arasında gidip gelir. Raskolnikov içeride yalnızlaşır, dışarı çıktığında ise yoksulluk, kalabalık ve tesadüfi karşılaşmalar tarafından yeniden sarsılır. Ne tam anlamıyla şehrin içinde yaşayabilir ne de ondan gerçekten kaçabilir.

Şehir Raskolnikov’un suçunu açıklıyor mu?

Petersburg’u cinayetin doğrudan nedeni yapmak romanın ahlaki yapısını basitleştirir. Yoksulluk, sıcak, kalabalık ve eşitsizlik Raskolnikov’un suçunu otomatik olarak üretmez; aynı koşullar altında yaşayan herkes onun gibi davranmaz. Şehir, suçu açıklayan mazeret değil, onun fikirlerini kurduğu ve sınadığı maddi çevredir.

Şehrin önemi tam burada ortaya çıkar: Raskolnikov’un teorisi boşlukta doğmaz. Günlük olarak gördüğü acı, çaresizlik ve toplumsal adaletsizlik ona dünyanın zaten şiddet ve eşitsizlik ürettiği hissini verir. Fakat bu gerçeklikten nasıl bir sonuç çıkaracağı yine onun ahlaki tercihidir; Petersburg koşulları görünür kılar, istisna hakkını ona vermez.

Napolyon’un Paris’i Petersburg’a neden giriyor?

Lindenmeyr’in okumasındaki en güçlü noktalardan biri, Raskolnikov’un Petersburg’u dönüştürme hayalinin Napoleon III döneminde Paris’in yeniden düzenlenmesiyle ilişkili olmasıdır. Burada modern şehircilik ile Raskolnikov’un zihnindeki güçlü birey fikri birbirine yaklaşır: karmaşaya yukarıdan düzen vermek, insan hayatını büyük bir planın parçası olarak ele almak.

Dostoyevski ise Sennaia’nın yaşayan gerçekliğini bu tür akılcı planlara karşı koyar. Sokaktaki tek tek insanların acısı, büyük projelerin soyut diline sığmaz. Raskolnikov’un teorisinin sorunu da benzerdir: İnsanları sayılara ve kategorilere dönüştürdüğü anda, onların tekil hayatlarını gözden çıkarabilir.

Petersburg neden sürekli utanç ve görünürlük üretiyor?

Deborah Martinsen’in vurguladığı gibi Suç ve Ceza’da mekân, yoksulluk ve toplumsal utanç birbirine bağlıdır. Petersburg’da insanlar birbirlerinin sefaletine sürekli tanık olur. Özel hayatın sınırları zayıftır; borç, düşüş ve aşağılanma kolayca kamusal hâle gelir.

Bu görünürlük Raskolnikov için özellikle önemlidir. O hem kalabalığın içindedir hem de ondan üstün ve ayrı olmak ister. Şehir ona sürekli olarak kaçmaya çalıştığı insan topluluğunu geri gösterir. Bir yandan görünmez olmak ister, diğer yandan şehir onun başkalarıyla aynı kırılgan dünyaya ait olduğunu hatırlatır.

Petersburg Raskolnikov’un zihninin aynası mı?

Kısmen. Boğucu sokaklar, dar odalar ve parçalanmış şehir düzeni Raskolnikov’un zihinsel sıkışmışlığıyla güçlü biçimde rezonans kurar. Fakat şehir yalnızca sembolik bir ayna değildir. Kendi tarihi, yoksulluğu, sınıfsal yapısı ve modernleşme sorunları olan gerçek bir toplumsal mekândır.

Bu ayrım önemli. Eğer Petersburg’u yalnızca Raskolnikov’un ruhunun metaforu yaparsak romandaki toplumsal eleştiriyi kaybederiz. Eğer yalnızca tarihsel bir şehir olarak okursak da Dostoyevski’nin mekânı psikolojik ve ahlaki gerilimle nasıl ördüğünü kaçırırız. Romanın gücü, iki düzlemi birbirinden ayırmamasıdır.

Peki Suç ve Ceza’da Petersburg neyi temsil ediyor?

Petersburg tek bir şeyi temsil etmez. Modernleşmenin vaatleri ile yarattığı eşitsizlikleri, kalabalık içinde yalnızlaşmayı, görünür yoksulluğu ve insan hayatını soyut planlarla düzeltme arzusunun sınırlarını aynı anda taşır.

Raskolnikov bu şehirde yalnızca yaşayan biri değildir; şehirle düşünür. Sokakta gördüğü sefalet teorisine malzeme olur, odasının darlığı yalnızlığını büyütür, kalabalık ise kendisini diğer insanlardan ayırma arzusunu sürekli bozar. Petersburg onun suçunu açıklamaz; fakat suçtan önce kurduğu düşünce dünyasının hangi toplumsal basınçlar içinde şekillendiğini görünür kılar.

Suç ve Ceza’da Petersburg, Raskolnikov’un zihninin dekoru değildir; o zihnin sınandığı, beslendiği ve sürekli olarak kendi çelişkileriyle karşılaştığı dünyadır.