Ekspresyonizm, 20. yüzyılın başında modern hayatın yarattığı hız, kentleşme, savaş tehdidi ve toplumsal dönüşüm karşısında bireyin yaşadığı ruhsal kırılmayı görünür kılmaya çalışan bir sanat ve edebiyat hareketidir. Gerçekliği olduğu gibi temsil etmek yerine, dünyanın bireyin iç dünyasında aldığı biçimi öne çıkarır.
Bu nedenle Ekspresyonist edebiyatta gündelik hayat çoğu zaman yabancı, tehditkâr ya da biçimsiz bir görünüme bürünür. Kent kalabalıkları, bürokrasi, otorite, makineleşme, savaş, yalnızlık ve kimlik kaybı tekrar eden konular hâline gelir. Karakterler kendilerini anlamlandıramadıkları sistemlerin, kurumların ya da güç ilişkilerinin içinde sıkışmış bulabilir.
Ekspresyonist anlatı, dış gerçekliğin düzenli ve tarafsız biçimde aktarılmasından çok ruhsal deneyimin yoğunluğuyla ilgilenir. Abartı, grotesk, parçalanmış anlatı, tekinsiz atmosfer ve gerçekle kâbus arasındaki sınırların belirsizleşmesi bu yaklaşımın önemli araçlarıdır.
Franz Kafka’nın eserleri doğrudan tek bir edebî akıma indirgenemese de Ekspresyonizmle güçlü kesişimler taşır. Dava, Dönüşüm ve Şato gibi eserlerde bireyin açıklayamadığı otoriteler karşısındaki çaresizliği, yabancılaşma ve tekinsizlik duygusu dönemin estetik kaygılarıyla yakınlık gösterir.
Ekspresyonizmin etkisi 1920’lerden sonra örgütlü bir hareket olarak zayıflasa da modern edebiyatın insanın iç dünyasını, korkularını ve toplumsal sistemlerle çatışmasını anlatma biçimleri üzerinde kalıcı bir iz bıraktı.