Rus Altın Çağı, 19. yüzyılda Rus edebiyatının şiirden romana, öyküden tiyatroya uzanan biçimlerde büyük bir dönüşüm yaşadığı ve dünya edebiyatının merkezî geleneklerinden biri hâline geldiği dönemi ifade eder. Dönemin başlangıcında Aleksandr Puşkin’in belirleyici etkisi vardır. Puşkin, Rus edebî dilinin gelişiminde oynadığı rolün yanı sıra şiir, anlatı ve düzyazı arasında kurduğu yeni ilişkilerle kendisinden sonraki kuşakların önünü açtı.

Altın Çağ’ın ilk evresinde Romantizm güçlü bir estetik zemin oluştururken, zamanla toplumsal gerçeklik, bireyin ahlaki sorumluluğu ve gündelik hayat edebiyatın merkezine yerleşti. Nikolay Gogol’ün grotesk ve hicivli dünyası, İvan Turgenyev’in toplumsal gözlemleri, Fyodor Dostoyevski’nin insan ruhunun karanlık bölgelerine yönelen romanları ve Lev Tolstoy’un tarih, toplum ve ahlak üzerine kurduğu geniş anlatılar bu dönüşümün farklı yüzlerini temsil etti.

Bu dönem yalnızca büyük yazarların art arda ortaya çıktığı bir çağ değildir. Aynı zamanda Rusya’nın modernleşme sancılarının, sınıfsal gerilimlerinin, Batılılaşma tartışmalarının, inanç ile akıl arasındaki çatışmaların ve bireyin toplum içindeki yerinin edebiyat aracılığıyla sürekli yeniden sorgulandığı bir düşünce alanıdır.

Rus Altın Çağı böylece edebiyatı yalnızca estetik bir üretim biçimi olmaktan çıkarıp insan, toplum ve tarih üzerine büyük soruların tartışıldığı bir sahaya dönüştürdü. 19. yüzyılın sonunda bıraktığı miras, Rus Gümüş Çağı’nın ve daha sonra Sovyet dönemi edebiyatının gelişeceği zemini de hazırladı.