20. yüzyılın ilk yıllarında Rus edebiyatı, yalnızca yeni fikirlerin değil, dilin kendisinin de sorgulandığı büyük bir kırılmanın içindeydi. Rus Fütürizmi bu kırılmanın en radikal seslerinden biri olarak ortaya çıktı. Geçmişin edebî otoritelerine, yerleşik estetik kurallara ve şiirin alışılmış biçimlerine karşı çıkan Fütüristler, sözcüğü yalnızca anlam taşıyan bir araç değil; ses, ritim ve biçim olarak yeniden kurulabilecek bağımsız bir malzeme gibi ele aldılar.

Velimir Hlebnikov ve Vladimir Mayakovski gibi isimlerle özdeşleşen hareket, şiirin söz dağarcığını genişletirken sözdizimini, tipografiyi ve ses ilişkilerini de deney alanına dönüştürdü. Yeni kelimeler üretmek, gündelik konuşmayı şiire taşımak ve geleneksel şiir dilinin sınırlarını zorlamak bu arayışın önemli parçalarıydı.

Bununla birlikte Rus Fütürizmi tek biçimli bir topluluk değildi. Farklı gruplar ve şairler hareketin içinde farklı yönlere ilerledi. Boris Pasternak da gençlik yıllarında Fütürist çevrelerle yakınlık kurdu; ancak zamanla bu hareketin sınırlarını kendi şiir anlayışı için dar buldu ve herhangi bir edebî akıma bütünüyle bağlı kalmadan bağımsız bir çizgi geliştirdi.

Rus Fütürizmi bu nedenle yalnızca “geleceği” yücelten bir hareket olarak değil, edebiyatın dili nasıl yeniden düşünebileceğine dair radikal bir laboratuvar olarak okunabilir. Şiirin ne olduğu kadar, bir sözcüğün ne yapabileceğini de yeniden sormuştur.