Kör Baykuş’u okurken bir noktadan sonra olayların kendisinden çok onların gerçekten yaşanıp yaşanmadığını düşünmeye başlarız. Genç kadın anlatıcının odasına gerçekten geldi mi? Ceset gerçekten parçalandı mı? İkinci bölüm geçmişte yaşanmış olayların daha gerçekçi bir anlatımı mı? Yoksa anlatıcının gördüğü her şey afyon, hastalık, hafıza ve takıntıların iç içe geçtiği bir bilinç hâlinin ürünü mü?

Sadık Hidayet bu sorulara kesin cevap vermez. Fakat bu belirsizlik bir eksiklik değildir; Kör Baykuş’un temel anlatı tekniğidir. Roman, okurun “gerçek” diye tutunabileceği sabit noktaları birer birer ortadan kaldırır. Anlatıcının bakışı dışında olayları doğrulayabileceğimiz bağımsız bir bakış, güvenilir bir zaman çizgisi ya da değişmeyen karakter kimlikleri yoktur.

Bu nedenle Kör Baykuş’ta asıl soru “anlatılanlar gerçek mi hayal mi?” olmaktan çıkar. Daha zor bir soruya dönüşür: Gerçeği yalnızca anlatıcının zihni üzerinden görüyorsak, onu nasıl doğrulayabiliriz?

Kör Baykuş’ta anlatılanlar gerçek mi?

Roman birinci tekil şahısla anlatılır. Bütün olayları isimsiz anlatıcının gördüğü, hatırladığı, düşlediği ya da yaşadığını söylediği biçimiyle öğreniriz. Dışarıdan gelen tarafsız bir anlatıcı yoktur. Başka karakterlerin düşüncelerine doğrudan erişemeyiz. Bu nedenle romanın dünyası baştan sona tek bir zihnin içinden süzülür.

Bu anlatım biçimi tek başına anlatıcıyı güvenilmez yapmaz. Fakat Kör Baykuş’taki anlatıcı sık sık afyon kullanır, hastadır, rüyalar görür, geçmişi parçalı biçimde hatırlar ve aynı kişileri farklı kimliklerde gördüğünü söyler. Olayların sırası da sabit değildir. Bu koşullar altında okur, anlatıcının gördüğü şeyleri bağımsız biçimde doğrulayamaz.

Encyclopaedia Iranica’nın Kör Baykuş değerlendirmesinde de anlatıcının güvenilirliğinin hiçbir zaman kurulmadığı özellikle belirtilir. Romanın iki anlatı katmanı birbirine benzer ama tam olarak örtüşmez; karakterler ve olaylar çiftlenir, fakat hiçbir eşleşme bize kesin bir gerçeklik haritası sunmaz.

Anlatıcı neden güvenilmez?

Güvenilmez anlatıcı denildiğinde bazen bilinçli biçimde yalan söyleyen bir karakter düşünülür. Kör Baykuş’ta durum daha karmaşıktır. Anlatıcının bizi kandırmaya çalıştığına dair açık bir kanıt yoktur. Sorun, onun kendi deneyimini ne kadar doğru algıladığından emin olamamamızdır.

Anlatıcı kendisine dışarıdan bakamaz. Gördüğü kadınları ya kusursuzlaştırır ya aşağılar. İhtiyar figürlerini farklı bedenlerde tekrar tekrar görür. Kendi geçmişini anlatırken zaman çizgisi parçalanır. Aynada kendi yüzü bile başka birinin yüzüne dönüşür.

Dolayısıyla onun güvenilmezliği ahlaki değil, algısaldır. Bize bilerek yanlış bilgi vermesinden çok, gerçekliği kendi korkuları, arzuları, hastalığı ve hafızası tarafından değiştirilmiş bir biçimde deneyimlemesi önemlidir.

Afyon her şeyi açıklıyor mu?

Hayır. Afyon romanın bilinç durumlarını birbirine bağlayan önemli araçlardan biridir. İlk bölümün sonunda anlatıcı afyon kullanır ve ardından başka bir zaman ve gerçeklik katmanına geçtiği izlenimi doğar. Bu nedenle ikinci bölümün bir rüya, halüsinasyon ya da bilinçaltı anlatısı olduğu kolayca düşünülebilir.

Ancak bütün belirsizliği afyonla açıklamak romanı gereğinden fazla sadeleştirir. Çünkü ikinci bölüm de kendi içinde rüyalar, hastalık, sanrılar ve zaman kırılmalarıyla doludur. Üstelik finalde ikinci bölümün izleri ilk bölümün odasına taşınır: anlatıcının kıyafetleri kanlıdır, vazo kaybolmuştur ve ihtiyar yeniden görünür.

Eğer ikinci bölüm yalnızca etkisiz bir rüya olsaydı, bu izlerin ilk anlatı katmanında yeniden belirmesi açıklanması gereken yeni bir sorun yaratır. Hidayet tam da bu nedenle tek bir açıklama modelini sürekli bozar.

İlk bölüm hayal, ikinci bölüm gerçek olabilir mi?

Bu, roman için en sık başvurulan açıklamalardan biridir. İlk bölüm daha sürreal, imgesel ve gerçeküstüdür; ikinci bölümde ise aile geçmişi, evlilik, dadı ve gündelik yaşam gibi daha tanıdık unsurlar vardır. Bu fark, ikinci bölümü ilk bölümün altında yatan “gerçek hikâye” gibi okumayı cazip hâle getirir.

Fakat ikinci bölüm de nesnel değildir. Anlatıcı hastadır, zihni sürekli geçmişe kayar, kişileri birbirine benzetir, eşini arzu ve nefret arasında değişen uç imgelerle tarif eder. Başka bir deyişle, daha gündelik ayrıntılar taşıması onu otomatik olarak daha güvenilir yapmaz.

Encyclopaedia Iranica’nın Hidayet’in tekniğine ilişkin değerlendirmesi de bu noktayı destekler: Kör Baykuş doğrusal bir olay örgüsü kurmaz ve okuru olgu ile kurmaca, rüya dünyası ile gerçek dünya arasındaki sınırları sorgulamaya zorlar.

Neden aynı kişiler başka yüzlerle geri dönüyor?

Kör Baykuş’ta genç kadın, eş, ihtiyar, amca, mezarcı ya da eskici gibi figürler birbirlerini yankılar. Bazen aynı yüz, aynı kahkaha, aynı hareket ya da aynı duygu başka bir karakterde ortaya çıkar. Bu tekrarlar okura iki olasılık düşündürür: Ya farklı kişiler arasında gizli bir bağ vardır ya da anlatıcının zihni dış dünyadaki insanları aynı kalıpların içine yerleştirmektedir.

Hidayet’in anlatı tekniğinde çiftlenme ve artımlı tekrar çok yoğun kullanılır. Encyclopaedia Iranica, bu tekrarların okurda çözülmeyen bir şaşkınlık ve gizem duygusu yarattığını; yaşlı adam figürünün farklı kimliklerde sürekli geri döndüğünü vurgular.

Bu yüzden karakterlerin tekrarını “aslında hepsi aynı kişi” biçiminde kesin bir şifreye çevirmek yerine, anlatıcının dünyasında bireysel kimliklerin giderek çözülmesi olarak okumak daha açıklayıcıdır.

Hafıza neden güvenilir değil?

Kör Baykuş’ta hatırlamak geçmişi olduğu gibi geri çağırmak değildir. Anlatıcı geçmişe her dönüşünde olaylar başka görüntülerle birleşir. Bir yüz başka bir yüzü çağırır, bir nesne daha önce gördüğü bir sahnenin kanıtı gibi görünür, ancak hemen ardından bu kanıtın kendisi de şüpheli hâle gelir.

Bu nedenle romandaki tekrarlar hafızayı doğrulamaz. Tam tersine, hafızanın geçmişi sürekli yeniden kurduğunu hissettirir. Anlatıcının yaşadığı şey ile hatırladığı şey arasında güvenli bir sınır kalmaz.

Hidayet bu tekniği daha erken öykülerinde de kullanmıştır. Encyclopaedia Iranica, Üç Damla Kan’da geçmiş ile şimdinin sınırlarının bulanıklaştığını ve gerçek ile rüyanın birbirini yansıttığını; bu tekniğin Kör Baykuş’ta daha ileri bir biçime ulaştığını belirtir.

Peki okur neye güvenebilir?

Tam olarak hiçbir şeye. Fakat bu, romanın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Kör Baykuş olayların gerçekliğini belirsizleştirirken bazı örüntüleri son derece tutarlı biçimde tekrarlar: ihtiyar, kadın, gözler, bıçak, vazo, kan, gölge, ölüm ve yalnızlık.

Olayların hangisinin nesnel gerçek olduğunu bilemeyebiliriz; fakat anlatıcının zihnini hangi imgelerin ele geçirdiğini görebiliriz. Bu nedenle romanı anlamanın yolu bütün olayları tek bir zaman çizgisine yerleştirmekten çok, hangi görüntülerin neden sürekli geri döndüğünü takip etmektir.

Gerçeklik çözüldükçe anlatıcının zihinsel yapısı daha görünür hâle gelir. Hidayet bize güvenilir bir dünya vermese de bu dünyanın neden güvenilmez olduğunu gösteren son derece kontrollü bir anlatı sistemi kurar.

Kör Baykuş bir rüya romanı mı?

Kısmen rüya mantığıyla çalışır ama yalnızca bir rüya anlatısı değildir. Zamanın doğrusal ilerlememesi, kişilerin birbirine dönüşmesi, nesnelerin tekrar ortaya çıkması ve nedenselliğin zayıflaması rüya deneyimini hatırlatır. Fakat romanın etkisi, rüyayı gerçekliğin karşısına koymasından değil, ikisi arasındaki ayrımı sürekli bozmasından doğar.

Encyclopaedia Iranica’nın İran romanı değerlendirmesinde de Kör Baykuş’ta sahnelerin ve olayların birbirini yansıttığı, zamanın doğrusal ilerlemediği ve rüya ile gerçekliğin iç içe kaldığı özellikle belirtilir.

Bu nedenle “hepsi rüyaydı” açıklaması da “hepsi gerçekten yaşandı” açıklaması kadar yetersizdir. Roman iki olasılıktan birini seçmez; okuru ikisinin arasındaki kararsız alanda tutar.

Hidayet neden okuru bu kadar belirsizlikte bırakıyor?

Çünkü Kör Baykuş yalnızca gerçekliğini kaybeden bir adam hakkında değildir. Roman, gerçekliği kaybetme deneyimini okura da yaşatır. Anlatıcının dünyaya güvenememesi yalnızca konu olarak anlatılmaz; anlatının biçimine dönüşür.

Okur bir sahnenin ne anlama geldiğini kavradığını düşündüğünde aynı görüntü başka bir bağlamda tekrar belirir. Bir karakteri tanıdığını sandığında başka bir karakter onun yüzünü taşır. Bir bölüm diğerini açıklayacakmış gibi görünürken yeni bir çelişki üretir.

Bu yüzden Hidayet’in modernizmi yalnızca parçalı anlatım ya da sembolik imgelerden ibaret değildir. Roman, okurun geleneksel anlatıdan beklediği güven duygusunu hedef alır: sağlam zaman, sabit kimlik, güvenilir anlatıcı ve kesin neden-sonuç ilişkisi birer birer çözülür.

Kısaca: Kör Baykuş’ta gerçek mi hayal mi?

Kör Baykuş bize hangisinin gerçek, hangisinin hayal olduğunu kesin biçimde söylemez. İlk bölüm düşsel olabilir, ikinci bölüm daha gerçekçi görünebilir; fakat her iki anlatı katmanı da rüya, hafıza, hastalık, afyon ve tekrarlarla bozulur.

Bu nedenle romanın en güçlü cevabı şudur: Gerçek ile hayali birbirinden ayırmak artık mümkün değildir. Anlatıcının güvenilirliği kurulmadığı için okur da onunla aynı belirsizliğin içine çekilir.

Kör Baykuş’un asıl tekinsizliği burada yatar. Bizi korkutan şey yalnızca anlatıcının zihninde ne olduğunun bilinmemesi değildir. Bir süre sonra bizim de onun anlattıklarını doğrulayabileceğimiz hiçbir yerin kalmamasıdır.

Romanın olay örgüsünü daha sade biçimde takip etmek için Kör Baykuş Konusu: Ne Anlatıyor ve Neden Bu Kadar Tekinsiz? yazısından başlayabilirsiniz.

Finalde bu belirsizliğin nasıl tekrar bir döngüye dönüştüğünü görmek için Kör Baykuş’un Sonu Ne Anlama Geliyor? yazısına geçebilirsiniz.

Romanın sembollerini, modernist yapısını, kadın figürlerini ve yabancılaşma temasını daha geniş çerçevede okumak için ise Kör Baykuş: Kendi Zihnimize Ne Kadar Güvenebiliriz? ana incelemesine devam edebilirsiniz.

Gerçeklik duygusunu bozan tekrar eden imgeleri ayrıca incelemek için Kör Baykuş’taki Semboller yazısına geçebilirsiniz.

Gerçeklik katmanları arasında birbirine karışan kadın figürlerini ayrıca incelemek için Kör Baykuş’taki Kadın Kim? yazısına geçebilirsiniz.