Kör Baykuş’u hatırladığımızda çoğu zaman olaylardan önce imgeler gelir: gözler, kambur ihtiyar, servi ağacı, vazo, gölge, kahkaha, bıçak, kan ve elbette baykuş. Sadık Hidayet bu imgeleri bir kez kullanıp bırakmaz. Aynı motifler başka karakterlerde, başka zamanlarda ve başka anlamlarla geri döner.
Bu yüzden Kör Baykuş’taki sembolleri bir sözlük gibi çözmek yanıltıcıdır. “Vazo şunu, ihtiyar bunu, baykuş kesin olarak şunu temsil eder” dediğimiz anda romanın en güçlü özelliğini kaybederiz. Çünkü Hidayet’in imgeleri tek bir anlama sabitlenmez; tekrar ettikçe anlam değiştirir.
Encyclopaedia Iranica da romanın etkisini tam olarak bu tekrar ve çiftlenme yapısına bağlar: ihtiyar, kadın, lovers’ scene ve kahkaha gibi imgeler farklı biçimlerde geri döner; okur sürekli bağlantı kurmaya çağrılır ama kesin bir çözüm elde edemez. Bu nedenle sembolleri “neyi temsil ediyor?” sorusuyla birlikte “metinde ne yapıyor?” sorusuyla okumak daha verimlidir.
Kör Baykuş’taki gözler neyi temsil ediyor?
Romanın en güçlü imgelerinden biri gözlerdir. İlk bölümde anlatıcı genç kadına neredeyse bütünüyle gözleri üzerinden bağlanır. Kadını tanımaktan çok onun bakışını yakalamaya çalışır. Kadın öldüğünde bile anlatıcının ilk dürtülerinden biri gözlerini resmetmektir.
Bu durum gözleri yalnızca güzellik sembolü olmaktan çıkarır. Gözler, anlatıcının karşısındaki kişiyi gerçekten tanıyamadığını gösteren bir sınıra dönüşür. Bir bakışı yakalamak ister ama o bakışın ardındaki kişiye ulaşamaz.
Antik vazoda aynı gözlere benzeyen bir resim gördüğünde bu başarısızlık daha da belirginleşir. Cambridge’de yayımlanan güncel akademik çalışma, anlatıcının kadının gözlerini resmetme çabasını geçmişi ve arzuyu görüntü üzerinden kontrol etme girişimi olarak okur; vazodaki resim ise onun kendi çiziminin başaramadığı bir canlılık ve tekinsizlik taşır.
Bu nedenle gözler hem arzu hem erişilemezlik taşır. Anlatıcı ne kadar çok bakarsa, karşısındaki kişiyi o kadar az tanır.
Antik vazo neden bu kadar önemli?
Vazo ilk bakışta olay örgüsündeki garip bir nesne gibi görünür. Ceset gömülürken topraktan çıkar, sonra anlatıcıya geri gelir ve üzerinde genç kadının gözlerine benzeyen bir yüz vardır. Finalde ise ortadan kaybolur.
Bu nesne birkaç katmanı aynı anda birbirine bağlar: anlatıcının kişisel hafızasını, resmini, kadını, mezarı ve çok daha eski bir geçmişi. Bu yüzden vazo yalnızca “geçmiş” değildir; geçmişin bugün içinde hâlâ yaşayan ve kontrol edilemeyen bir biçimde geri dönmesidir.
Cambridge’deki tarihsel okuma, vazoyu İran’ın kültürel geçmişiyle de ilişkilendirir. Anlatıcı, kadının görüntüsünü kendi resmiyle sabitlemek isterken vazoda zaten kendisinden önce var olmuş benzer bir görüntüyle karşılaşır. Böylece bireysel hafıza ile tarihsel hafıza birbirine karışır.
Finalde vazonun kaybolması da önemlidir. Anlatıcının elindeki en somut kanıtlardan biri ortadan kalkar. Geçmiş ne bütünüyle korunabilir ne de gerçekten gömülebilir.
İhtiyar adam neyi simgeliyor?
Kambur ya da eğilmiş ihtiyar roman boyunca tek bir kişi olarak kalmaz. Kalemdan resminde görünür, anlatıcının amcasını çağrıştırır, mezarcı ya da arabacı benzeri figürlerde geri döner ve ikinci bölümdeki odds-and-ends man ile yeni bir biçim kazanır.
Encyclopaedia Iranica, ihtiyar figürünün Hidayet’in artımlı tekrar tekniğinin en belirgin örneklerinden biri olduğunu söyler. Aynı figürün farklı kimliklerde geri dönüşü okurda çözülemeyen bir gizem duygusu yaratır.
Bu nedenle ihtiyarı tek bir kavrama indirgemek zordur. Ölüm, baba, gelenek, otorite, çürüme veya anlatıcının gelecekteki hâli olarak okunabilir. Fakat romanda en güçlü işlevi, anlatıcının kaçamadığı bir biçim olarak sürekli karşısına çıkmasıdır.
Finalde anlatıcının aynada ihtiyara benzediğini görmesi bu motifi tamamlar. Dışarıdaki tehdit sonunda anlatıcının kendi yüzüne taşınır.
Servi ağacı ve karşı kıyı ne anlama geliyor?
Anlatıcının tekrar tekrar çizdiği sahnede ihtiyar servi ağacının altında oturur; genç kadın ise bir suyun öte yanında ona çiçek uzatır. İki figür aynı sahnededir ama aralarında fiziksel bir sınır vardır.
Servi İran ve daha geniş Pers görsel kültüründe ölüm, süreklilik ve bahçe geleneğiyle ilişkilendirilebilen güçlü bir imgedir. Fakat Kör Baykuş’ta önemli olan yalnızca kültürel çağrışımı değildir. Servi, mezar ve ölüm sahneleriyle tekrar tekrar yan yana gelir.
Su ya da karşı kıyı ise anlatıcının arzuladığı kişiye ulaşamamasını görsel biçime dönüştürür. Kadın görünürdür, yakındır ama arada aşılması zor bir sınır vardır. Romanın arzu yapısı da böyledir: anlatıcı sürekli yaklaşır fakat gerçekten temas kuramaz.
Gölge neden bu kadar önemli?
Kör Baykuş’un en bilinen hareketlerinden biri anlatıcının hikâyesini kendi gölgesine anlatmasıdır. Gölge burada yalnızca fiziksel bir yansıma değildir; anlatıcının kendisini dışarıdan görmeye çalıştığı ikinci bir benlik alanıdır.
Roman boyunca kimlikler çiftlenir, yüzler birbirine dönüşür ve anlatıcı sonunda kendi yüzünü bile yabancılaşmış biçimde görür. Bu bağlamda gölge, anlatıcının hem kendisi hem kendisinden ayrı bir tanığı gibi çalışır.
Bu yüzden gölgeyi basitçe “bilinçaltı” diye etiketlemek yerine, romanın benlik bölünmesini görünür hâle getiren bir araç olarak okumak daha güçlüdür.
Kahkaha neden sürekli geri geliyor?
Kör Baykuş’taki kahkaha neşeli değildir. Özellikle ihtiyar figürüyle bağlantılı olarak ortaya çıktığında anlatıcıyı felç eden, tanıdık ama açıklanamayan bir ses gibi çalışır.
Iranica, bu ürpertici kahkahayı roman boyunca tekrar eden potansiyel sembolik imgeler arasında sayar. Sesin kaynağı değişse de etkisi benzerdir: anlatıcının karşısındaki figürün yalnızca bir kişi olmadığını, daha önce karşılaştığı bir şeyin geri döndüğünü hissettirir.
Kahkaha bu nedenle tanımanın değil, tanıyamamanın sesi gibidir. Anlatıcı bir şeyi daha önce gördüğünü ya da duyduğunu hisseder ama onu kesin bir kimliğe bağlayamaz.
Bıçak ve kan neyi temsil ediyor?
Bıçak iki anlatı katmanı arasında dolaşan en somut nesnelerden biridir. İlk bölümde bedenin parçalanmasıyla, ikinci bölümde ise eşin ölümüyle ilişkilidir. Kan da aynı şekilde bölümden bölüme taşınır.
Burada bıçak yalnızca şiddetin simgesi değildir. Anlatıcının ayırmaya çalıştığı ama ayıramadığı şeyleri fiziksel olarak kesme girişimine dönüşür: beden, arzu, geçmiş ve kendi kimliği.
Ne var ki her kesme girişimi yeni bir birleşme yaratır. Parçalanan kadın başka imgelerde geri döner; işlenen cinayet anlatıcıyı ihtiyar figürüne daha da yaklaştırır. Şiddet ayrıştırmaz, döngüyü güçlendirir.
Peki baykuş neyi simgeliyor?
Romanın başlığındaki baykuş, metnin içinde diğer imgeler kadar doğrudan ve sürekli bir nesne olarak karşımıza çıkmaz. Bu yüzden başlığı tek bir sembolik açıklamayla kapatmak özellikle risklidir.
Encyclopaedia Iranica’nın Hidayet’in tekniği üzerine değerlendirmesi ilginç bir bağ kurar: başlıktaki baykuş, geleneksel aşk şiirinin bülbülünün yerini alan modern ve karanlık bir karşı-figür olarak okunabilir. Bülbül aşk, bahçe ve şiirsel uyumla ilişkilendirilirken baykuş gece, yalnızlık ve yıkıntı çağrışımlarına daha yakındır.
Edebi Zihin açısından başlığın en güçlü tarafı ise başka bir gerilimdir: baykuş karanlıkta görmeyle ilişkilendirilen bir hayvandır; fakat burada kördür. Roman boyunca anlatıcı da sürekli bakar, resmeder, hatırlar ve anlamaya çalışır ama hiçbir zaman kesin bilgiye ulaşamaz.
Bu, başlığın tek doğru açıklaması değildir. Fakat romanın temel meselesi olan görme ile bilme arasındaki mesafeyi güçlü biçimde görünür kılar.
Sembollerin neden tek bir anlamı yok?
Çünkü Hidayet aynı imgeyi farklı anlatı katmanlarında yeniden kullanır. İhtiyar her dönüşünde aynı kişi değildir. Kadının gözleri hem arzu hem ölüm hem geçmiş olur. Vazo hem somut nesne hem hafıza hem tarihsel yük taşır. Gölge hem anlatıcının tanığı hem parçalanmış benliğinin uzantısıdır.
Bu yapı sembolleri çözülmesi gereken bilmeceler olmaktan çıkarır. Bir imgenin anlamı, yalnızca neyi temsil ettiğinde değil, hangi sahnede nasıl geri döndüğünde ortaya çıkar.
Kör Baykuş’un tekinsizliği de buradan gelir. Bir sembolü tanıdığımızı düşündüğümüz anda Hidayet onu başka bir bağlamda yeniden gösterir ve önceki açıklamamızı bozar.
Kısaca: Kör Baykuş’taki semboller ne anlatıyor?
Gözler erişilemeyen arzu ve bakışın sınırını; vazo kişisel ve tarihsel geçmişin geri dönüşünü; ihtiyar tekrarlanan tehdit ve kimlik çözülmesini; servi ve karşı kıyı ölüm ile ulaşılamayan yakınlığı; gölge bölünmüş benliği; kahkaha tekinsiz tekrar hissini; bıçak ve kan şiddet yoluyla ayrıştırılamayan döngüyü görünür kılar.
Baykuş ise bütün bu imgelerin üzerinde, karanlıkta görmeye çalışan ama kesin bilgiye ulaşamayan anlatıcının dünyası için güçlü bir başlık imgesi oluşturur.
Fakat bunların hiçbiri tek ve kapalı birer denklem değildir. Kör Baykuş’un sembolleri tam da bu yüzden yaşamaya devam eder: Her tekrarlarında biraz tanıdık, biraz da yabancı kalırlar.
Romanın olay örgüsünü önce daha açık biçimde takip etmek için Kör Baykuş Konusu: Ne Anlatıyor ve Neden Bu Kadar Tekinsiz? yazısına geçebilirsiniz.
Gerçek ile hayal arasındaki sınırın neden sürekli bozulduğunu görmek için Kör Baykuş’ta Gerçek mi Hayal mi? yazısına devam edebilirsiniz.
Sembolleri romanın modernist yapısı, yabancılaşma ve kimlik çözülmesiyle birlikte okumak için ise Kör Baykuş: Kendi Zihnimize Ne Kadar Güvenebiliriz? ana incelemesine geçebilirsiniz.
Kadın imgesinin gözler, vazo ve tekrar eden motiflerle nasıl birleştiğini görmek için Kör Baykuş’taki Kadın Kim? yazısına geçebilirsiniz.




