Savaş ve Barış’ın en zorlayıcı sorularından biri şudur: İnsan gerçekten özgür müdür? Tolstoy bu soruyu yalnız karakterlerin seçimleri üzerinden değil, savaşların ve tarihsel olayların nasıl meydana geldiğini tartışarak büyütür.

Romanın cevabı basit bir kadercilik değildir. Tolstoy bireyin içeriden bakıldığında kendisini özgür hissettiğini kabul eder; fakat tarihsel ölçekte hiçbir eylemin tek başına ortaya çıkmadığını, sayısız koşul ve başka insanın hareketiyle iç içe geçtiğini gösterir.

Tolstoy neden “büyük adam” tarihine itiraz ediyor?

Geleneksel tarih anlatıları büyük savaşları ve siyasi dönüşümleri çoğu zaman hükümdarların, komutanların ve liderlerin kararları üzerinden açıklar. Napolyon bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biridir: sanki milyonlarca insan onun iradesinin uzantısıymış gibi görünür.

Tolstoy bu nedenselliği tersine çevirir. Bir komutan emir verebilir; fakat emrin nasıl, ne zaman ve hatta uygulanıp uygulanmayacağını belirleyen sayısız başka unsur vardır. Askerlerin korkusu, yorgunluğu, arazi, hava, yanlış haber, gecikme, tesadüf ve daha önce alınmış başka kararlar sonucun parçasıdır.

Bu nedenle bir savaş bittikten sonra sonucu tek bir iradeye bağlamak, Tolstoy açısından karmaşık gerçekliği sonradan sadeleştirmektir.

Napolyon romanda neden bu kadar küçültülüyor?

Tolstoy Napolyon’u yalnız düşman lider olduğu için eleştirmez. Onu, tarihin merkezinde bulunduğuna inanan insanın simgesi hâline getirir.

Napolyon savaş alanında emir verir, poz verir, olayların kendisi tarafından yönetildiğini düşünür. Fakat anlatıcı sık sık bu emirlerle gerçekleşen olaylar arasındaki boşluğu gösterir.

Prens Andrey’in Austerlitz’de Napolyon’u artık küçük görmesi de yalnız kişisel bir hayal kırıklığı değildir. ‘Büyük adam’ figürünün ölmekte olan bir insanın bakışında küçülmesi, romanın tarih felsefesini bir sahneye yoğunlaştırır.

Kutuzov neden farklı?

Kutuzov romanda Napolyon’un tam karşı kutbu gibi işlenir. Onun gücü her şeyi kontrol etmekten değil, kontrol edemeyeceği şeylerin farkında olmaktan gelir.

Oxford’daki ‘Overcoming System and Science in War and Peace’ çalışması, Tolstoy’un savaşın sistematik bilgiyle bütünüyle öngörülebilir ve yönetilebilir olduğu fikrine karşı çıktığını; Kutuzov’u da bu sınır bilincinin önemli figürlerinden biri olarak değerlendirdiğini gösterir.

Kutuzov’un beklemesi, geri çekilmesi ya da olayların kendi yönünü izlemesine izin vermesi pasiflik değildir. Tolstoy için bu, gerçekliğin tek bir insanın zihninden daha karmaşık olduğunu kabul etme biçimidir.

Özgür irade ile zorunluluk nasıl aynı anda var olabilir?

Tolstoy’un temel ayrımı bakış açısıyla ilgilidir. Bir insan kendi kararını verirken seçenekleri olduğunu hisseder. Aynı eylem dışarıdan incelendiğinde ise biyografi, toplum, ekonomi, gelenek, başka insanların davranışları ve fiziksel koşullar gibi birçok neden görünür hâle gelir.

İçeriden özgürlük, dışarıdan zorunluluk görünür. Tolstoy bu ikisinden birini tamamen yok etmez; bunun yerine insan eylemini iki farklı bilgi düzeyinden okumaya çalışır.

Bu yüzden Savaş ve Barış’ta özgürlük mutlak bağımsızlık değildir. İnsan karar verir, fakat hiçbir karar boşlukta verilmez.

Pierre’in hayatı bu tartışmayı nasıl gösteriyor?

Pierre sürekli kendi hayatını yeniden kurmaya çalışır: evlenir, düelloya girer, masonluğa katılır, reform projeleri yapar, Napolyon’u öldürmeyi düşünür ve savaşın içine gider.

Her seferinde ‘bundan sonra kim olacağım?’ sorusuna iradeyle cevap vermeye çalışır. Fakat sonuçlar hiçbir zaman yalnız onun niyetine bağlı değildir.

Esaret ve Platon Karatayev’le karşılaşma, Pierre’in bu kontrol arzusunu azaltır. Onun gelişimi özgürlüğünden vazgeçmesi değil, özgürlüğü dünyaya hükmetme gücüyle karıştırmamayı öğrenmesidir.

Andrey’in hikâyesi ne söylüyor?

Andrey romanın başında büyük bir eylemle kendi hayatını aşabileceğine inanır. Austerlitz bunun ilk çöküşüdür. Borodino ve ölüm ise bu kırılmayı tamamlar.

Onun kişisel iradesi gerçektir: savaşa gitmeyi, gururunu korumayı, affetmemeyi seçer. Fakat hayat sürekli bu seçimlerin dışındaki olaylarla yön değiştirir.

Tolstoy böylece karakter düzeyinde de aynı şeyi söyler: insan faildir, ama tek fail değildir.

Borodino neden Tolstoy’un tarih teorisi için ideal sahne?

Borodino’da yüz binlerce insan aynı anda hareket eder. Komutanların planları vardır; fakat savaş başladığında bütünü görebilen tek bir bilinç yoktur.

Cornell’deki ‘The Awful Poetry of War’ çalışması Tolstoy’un Borodino’yu eksiksiz askerî kronik olarak değil, tarihsel gerçeklikle edebî anlam arasında yeniden kurduğunu gösterir. Bu yeniden kuruluş, savaşın tek bir merkezden yönetildiği yanılsamasını özellikle zayıflatır.

Pierre’in savaş alanındaki şaşkınlığı, askerin bulunduğu noktadan gördüğü dar alan ve komutanın ulaşamayan emri aynı yapının farklı yüzleridir: bütün ancak sonradan, anlatı kurulurken görünür.

Tarihçi neden olayları olduğundan daha düzenli gösterebilir?

Bir olay bittikten sonra nedenler geriye doğru seçilebilir. Kazanan komutanın kararı, dönüm noktası sayılan bir emir ya da sembolik bir an öne çıkarılır; binlerce küçük neden görünmezleşebilir.

Tolstoy’un itirazı tarih yazımının kendisine değil, karmaşık toplumsal hareketleri birkaç kişinin niyetine indirgeme eğiliminedir.

Bu nedenle romanda tarih ile anlatı arasındaki ilişki sürekli sorgulanır. Bir şeyi açıklamak için kurduğumuz hikâye, olayın kendisinden daha düzenli olabilir.

Bu görüş kadercilik mi?

İlk bakışta öyle görünebilir: Eğer sayısız neden eylemlerimizi belirliyorsa insanın seçimi ne kadar önemlidir? Fakat Tolstoy’un etik dünyası insanın davranışını önemsiz saymaz.

Tam tersine Pierre, Andrey, Nataşa ve Marya’nın ahlaki hayatları seçimlerle şekillenir. Tolstoy’un reddettiği şey, bireysel iradenin bütün sonuçların tek ve yeterli nedeni olduğu düşüncesidir.

Bu nedenle romanı ‘kimsenin hiçbir şeyi değiştiremeyeceği’ şeklinde okumak fazla kaba olur. Daha doğru ifade şudur: Her insan etkilidir, fakat hiç kimse tek başına tarihin sahibi değildir.

Savaş ve Barış neden bu tartışmayı roman biçiminde yapıyor?

Felsefi bir tez, özgürlük ve zorunluluk sorununu kavramlarla açıklayabilir. Roman ise aynı soruyu farklı bilinçlerin içinden yaşatabilir.

Pierre kendisini özgür hissederken okur onun çevresindeki koşulları görür. Andrey şöhreti seçerken savaşın rastlantısallığı devreye girer. Napolyon kendisini tarihin faili sayarken anlatıcı aynı anda binlerce başka fail gösterir.

Savaş ve Barış’ın biçimsel gücü burada ortaya çıkar: Tek bir kahramana bağlanmayan geniş karakter ağı, Tolstoy’un tarih hakkındaki fikrini romanın yapısına dönüştürür.

Tolstoy’un cevabı bugün neden hâlâ güçlü?

Çünkü modern dünyada da büyük olayları tek isimlerle açıklama eğilimi sürer. Liderler, CEO’lar, komutanlar ya da sembolik kişiler karmaşık süreçlerin görünür yüzü hâline gelir.

Tolstoy bize bu kişilerin etkisiz olduğunu değil, etkilerinin başka milyonlarca karar, kurum, koşul ve tesadüfle birlikte çalıştığını hatırlatır.

Edebî Zihin açısından Savaş ve Barış’ın en kalıcı sorusu tam burada durur: Kendi hayatımızda seçimlerimizin sorumluluğunu taşırken, bizi aşan koşulların içindeki yerimizi nasıl kabul edeceğiz? Roman, özgürlük ile sınırlılık arasında tek bir formül değil, yaşanması gereken bir gerilim bırakır.

Bu felsefi hattın karakterler ve olay örgüsü içindeki yerini topluca görmek için Savaş ve Barış Ne Anlatıyor? incelemesine dönün.

Tolstoy’un bu tartışmayı neden romanın en sonunda yeniden açtığını görmek için Savaş ve Barış’ın Sonu yazısına geçebilirsiniz.