19. yüzyıl Rus gerçekçiliği, gündelik hayatı ayrıntılı biçimde betimlemekten daha geniş bir edebî dönüşümü ifade eder. İmparatorluğun toplumsal yapısı, serflik düzeninin çözülmesi, şehirleşme, bürokrasi, eğitim ve siyasal fikirlerin yayılması; roman ve öykünün insan davranışını yalnız bireysel karakter üzerinden değil, bu tarihsel koşulların içinde sınamasına imkân verdi.

Dönemin güçlü taraflarından biri dış dünya ile iç dünyanın birbirinden ayrılmamasıdır. Yoksulluk, sınıf, aile, inanç, suç, vicdan ve toplumsal statü; karakterlerin psikolojisini çevreleyen arka planlar olarak değil, o psikolojiyi sürekli biçimlendiren baskılar olarak çalışır. Bu yüzden Rus gerçekçiliği çoğu zaman toplumsal gözlemi yoğun ahlaki ve psikolojik sorgulamayla aynı anlatı içinde birleştirir.

Gerçekçilik burada tek bir teknik reçete değildir. Geniş aile ve toplum panoramalarından dar şehir odalarına, hicivden trajediye, gündelik konuşmadan felsefi tartışmaya kadar farklı anlatım biçimleri aynı dönemin içinde yan yana bulunur. Ortak çizgi, insanı soyut bir fikir örneğine indirgemeden yaşadığı kurumlar, ekonomik koşullar ve ilişkiler ağı içinde göstermeye duyulan güçlü ilgidir.

Edebî Zihin’de 19. yüzyıl Rus gerçekçiliğini bir ‘büyük yazarlar listesi’ olarak değil, bireyin modernleşen toplumla karşılaşmasını okumaya yarayan tarihsel bir koordinat olarak ele alıyoruz. Bu bağlam; insanın özgürlüğü, sorumluluğu ve ahlaki seçiminin, onu çevreleyen sosyal dünya hesaba katılmadan anlaşılamayacağını hatırlatan geniş bir edebî alan sunar.