Şvayk’a soru sormak tehlikelidir; çünkü soru çoğu zaman cevabını değil, başka bir hikâyeyi çağırır. Bir isim eski bir tanıdığı, bir emir benzer bir vakayı, basit bir açıklama yıllar önce bir meyhanede yaşanmış bambaşka bir olayı getirir. Okur güler; otorite ise giderek sabırsızlanır. Çünkü resmî iletişimin en temel ihtiyacı, dilin bir yerde durmasıdır.
Şvayk’ın dili durmaz. Bir emir sistemi sözcüklerin mümkün olduğunca kısa yoldan eyleme dönüşmesini ister; Şvayk ise her sözcüğün çevresine başka hayatlar yerleştirir. Böylece konuşma yalnız zamanı uzatmaz, emrin tek anlamlı olma iddiasını da dağıtır.
Resmî dil ne ister?
Ordu için dilin ideal biçimi eylem üretendir: git, getir, bekle, rapor et. Bu fiillerin gücü tartışmayı azaltmalarında ve karar zincirini hızlandırmalarındadır. Emir ne kadar açık görünürse otorite de o kadar doğrudan görünür.
Şvayk’ın konuşması bu ekonominin tersidir. Her kelime yeni bir benzerlik, yeni bir kişi ve beklenmedik bir ayrıntı çağırır. Dil, eyleme giden yolu kısaltmak yerine yan yollar açar. Emir-komuta zinciri düz ilerlemek isterken Şvayk anlatıyı sürekli kıvrımlı hâle getirir.
Steiner’ın konuşma okuması ne gösteriyor?
Peter Steiner, Şvayk’ın konuşmasını Grice’ın “işbirliği ilkesi” ve konuşma maksimleri üzerinden inceler. Gündelik konuşmada muhatapların yeterli miktarda, ilgili ve anlaşılır bilgi vermesi beklenir. Şvayk diyaloğa katılmayı reddetmez; fakat tam da bu beklentilerin sınırlarını belirsizleştirir.
Bu yüzden karşısındaki kişi “cevap vermiyor” diyemez. Şvayk cevap verir; sadece cevabın miktarını, yönünü ve nereye varacağını kontrol etmek neredeyse imkânsızdır. İletişimin biçimine uyar gibi görünürken işlevini bozar.
Anekdotlar neden ‘dolgu’ değil?
Romanın olay örgüsünü yalnız Şvayk’ın cepheye ulaşması gereken bir yol olarak görürsek anekdotlar gereksiz sapmalar gibi durur. Oysa Hašek’in biçimi tam da bu sapmalardan oluşur. Hikâyenin “ilerlemesini” durduran şey, romanın ne anlatmak istediğinin merkezidir.
Büyük tarih birkaç tarih, komutan ve cephe adıyla özetlenebilir. Şvayk’ın anekdotları ise böyle bir özetten düşecek küçük insanları, mahcup anları, saçma tesadüfleri ve gündelik çıkarları anlatıya geri sokar. Savaşın resmî dili dünyayı sadeleştirirken Şvayk’ın hikâyeleri o dünyayı yeniden kalabalıklaştırır.
Konuşmak neden otoriteyi yoruyor?
Otorite kısa cevabı sever, çünkü kısa cevap sınıflandırmayı kolaylaştırır. “Evet”, “hayır”, “uygun”, “suçlu”, “hasta” gibi sözcükler dosyaya çevrilebilir. Şvayk’ın anekdotları ise her kategoriye başka bir örnek, başka bir istisna ve başka bir anlam ihtimali sokar.
Bu yüzden Şvayk’ın konuşkanlığı yalnız sevimli bir karakter özelliği değildir. Otoritenin “tek doğru açıklama” arzusuna karşı çoğalan bir gündelik anlatı evrenidir. Her hikâye, devletin veya ordunun insanı tek cümlede tarif etme isteğine küçük bir fazlalık ekler.
Şvayk susarsa ne kaybolur?
Şvayk’ı yalnız yaptığı işlerle anlatsaydık roman çok daha klasik bir askerî fars olabilirdi: yanlış emirler, beceriksiz subaylar, komik aksaklıklar. Onu benzersiz yapan şey olaylardan çok, olayların arasına durmadan başka hayatlar sokma biçimidir.
Şvayk’ın dili, ordunun gerçekliği tek bir komut zincirine indirgeme çabasını sürekli keser. Bir emir başka bir hikâyeyle, bir kategori başka bir insanla, büyük tarih gündelik hayatın ayrıntısıyla karşılaşır. Şvayk susarsa yalnız birkaç şaka kaybolmaz; romanın iktidarı çoğullukla bozan sesi de susar.
Şvayk’ın konuşmasının kurumla ilişkisini ana çerçevede görmek için Aslan Asker Şvayk ana incelemesine dönebilir; ardından yolculuk ve gecikmenin savaş anlatısını nasıl bozduğuna geçerek dosyanın başka bir damarını izleyebilirsiniz.




