Furuğ Ferruhzad hakkında konuşurken “kadın bedeni” ifadesine ulaşmak kolaydır.
Daha zor olan, o bedenin şiirde kime ait olduğunu sormaktır.
Çünkü edebiyatta kadın bedeni uzun süre görülen, arzulanan, tarif edilen ya da ahlaki bir ölçünün içine yerleştirilen beden olarak karşımıza çıkar. Furuğ’un şiirinde ise önemli bir değişim gerçekleşir: kadın yalnızca bakılan kişi değildir.
Bakan da odur.
Arzulayan odur.
Hatırlayan odur.
Kendi bedeni hakkında konuşan da.
Bu nedenle Furuğ’un şiirindeki kırılmayı yalnız “kadın cinselliğini açıkça yazdı” cümlesiyle açıklamak yetersizdir.
Asıl değişim, kadın deneyiminin şiire girmesinden daha büyüktür.
Kadın, kendi deneyiminin anlatıcısı hâline gelir.
Kadın bedeni kimin sözüdür?
Furuğ’un ilk şiirlerinden itibaren belirginleşen en önemli değişikliklerden biri, kadın deneyiminin başkasının diliyle anlatılmamasıdır.
Mahremiyet, yakınlık ve bedensel deneyim özel alanın dışına çıkar ve şiirin kamusal diline girer.
Fakat bir şiirde kadın bedeninin bulunması tek başına bir kırılma yaratmaz.
Beden hâlâ başkasının bakışının nesnesi olabilir.
Furuğ’da farklı olan, bedenin çoğu kez içeriden konuşmasıdır.
Kadın kendisinin nasıl görüldüğünü anlatmakla yetinmez.
Ne istediğini, ne hissettiğini ve neyle çatıştığını da söyler.
Böylece şiir yalnız kadın bedeni hakkında konuşmaz.
Kadın bedeninden konuşmaya başlar.
“Günah” neden yalnızca cesaret meselesi değildir?
Furuğ’un erken dönemindeki “Günah”, bu değişimi görmek için en bilinen örneklerden biridir.
Şiirin dikkat çekmesinin nedenlerinden biri kadın arzusunun açık biçimde dile gelmesidir.
Fakat metni yalnız “yasak bir ilişkiyi anlatan cesur bir şiir” şeklinde okumak asıl kırılmayı gözden kaçırabilir.
Önemli olan yalnız neyin anlatıldığı değildir.
Kimin konuştuğudur.
Kadın özne burada yalnız bir erkeğin arzusunun hedefi değildir.
Kendi arzusunun farkındadır.
Kendi bedensel deneyimini kendisi dile getirir.
Bu, bütün toplumsal ve kişisel çelişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Erken Furuğ’un şiirinde bağımsızlık arzusuna suçluluk, korku ve içselleştirilmiş toplumsal beklentiler de eşlik eder.
Tam da bu nedenle erken dönem şiiri önemlidir.
Özgür bir öznenin tamamlanmış hâlini değil, özne olmaya çalışan bir kadının gerilimini gösterir.
Arzu neden aynı zamanda söz hakkıdır?
Bir insanın “ben arzuluyorum” diyebilmesi ilk bakışta basit görünebilir.
Fakat arzuyu kimin söylemesine izin verildiği, beden üzerinde kimin söz sahibi olduğu sorusuyla doğrudan bağlantılıdır.
Furuğ bu ilişkiyi şiirin içinde değiştirir.
Bedeni saklamadığı kadar arzuyu da saklamaz.
Kadın yalnız arzulanmaz.
Arzular.
Bu durum onu otomatik olarak özgürleştirmez.
Furuğ’un şiirlerinde terk edilme, bağımlılık, utanç, yalnızlık ve çelişki de bulunur.
Fakat kadın artık bunların yalnız nesnesi değildir.
Onları adlandıran kişidir.
Bu açıdan arzu yalnız erotik bir konu olmaktan çıkar.
Bir söz hakkı meselesine dönüşür.
Kadının kendi deneyiminin anlamını kimin belirlediği sorusuna.
Beden neden yalnızca cinsellikten ibaret değildir?
Furuğ’un şiirinde bedenden söz edildiğinde okuma kolayca erotizme sıkışabilir.
Oysa şiirsel gelişimi bunun çok ötesine geçer.
Beden kaybolmaz.
Ama anlamı genişler.
Erken şiirlerde aşk ve arzu üzerinden belirginleşen beden, sonraki şiirlerde zamanın, hafızanın, kaybın ve dünyanın içinden geçen bir bedene dönüşür.
Bu değişim önemlidir.
Çünkü Furuğ kadın bedenini şiire getirip onu tek bir anlamın içine hapsetmez.
Onu yaşlandırır.
Hatırlatır.
Kaybettirir.
Dünyayla karşılaştırır.
“Yeniden Doğuş” gibi geç dönem şiirlerinde beden artık yalnız yakınlığın taşıyıcısı değildir.
Zamanın içinde hareket eden, geçmişi taşıyan ve kendi geçiciliğini hisseden bir varlıktır.
Bedensel özgürlük böylece yalnız arzulayabilmek anlamına gelmez.
Kendi varoluşunun farklı katmanlarını kendi sesiyle kurabilmek anlamına gelir.
Beden neden hafızayı da taşıyor?
İnsan geçmişini yalnız düşüncelerinde taşımaz.
Bedeni de hatırlar.
Çocukluk, aşk, temas, ayrılık ve korku yalnız zihinsel olaylar değildir.
İnsan zaman geçtikçe onların izleriyle yaşamaya devam eder.
Furuğ’un olgunluk dönemi şiirlerinde bedenin zamanla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi bu nedenle önemlidir.
Genç şiirlerde daha çok şimdinin yoğun deneyimini taşıyan beden, zamanla geçmiş ile bugünün karşılaştığı bir yere dönüşür.
Bu değişim kadın öznenin gelişimini de gösterir.
Kadın artık yalnız yaşadığı anın içinde konuşmaz.
Kendi geçmişine bakabilir.
Kendi değişimini fark edebilir.
Kendisini zamanın içinde düşünebilir.
Özne olmak burada başka bir boyut kazanır:
İnsan yalnız ne istediğini değil, zaman içinde kim olduğunu da söylemeye başlar.
Kadın olmak Furuğ’un şiirini açıklamaya yeter mi?
Hayır.
Furuğ hakkında en sık düşülen tuzaklardan biri burada ortaya çıkar.
Onu yalnız “İran’da kadın olmanın zorluklarını yazan şair” olarak okumak, şiirlerinin önemli bir tarafını görünür kılar.
Ama geri kalanını küçültür.
Furuğ’un kadın oluşu şiirinden çıkarılamaz.
Kadın kimliği onun olaylara ve sanata bakışının parçalarından biridir.
Fakat kadın kimliği, şiirlerinin tek açıklaması değildir.
Furuğ aynı zamanda biçimle, dille, benlikle, aşkla, doğayla, toplumla, ölümle ve zamanla çalışan modern bir şairdir.
Bu yüzden onu yalnız “asi kadın şair” diye tanımlamak, görünüşte övgü olsa bile onu başka bir kalıbın içine kapatabilir.
Kadınlığı önemlidir.
Ama şiir yalnız kadınlığı anlatmaz.
Kadınlığın içinden dünyaya bakar.
Bu ikisi aynı şey değildir.
Kadın bedeninin özneye dönüşmesi ne demek?
“Özne” sözcüğü ilk bakışta soyut görünebilir.
Furuğ’un şiirinde ise oldukça somut bir karşılığı vardır.
Özne olmak;
kendi arzusunu söyleyebilmek,
kendi yalnızlığını tarif edebilmek,
kendi bedenine dışarıdan bakılan bir nesne gibi değil, içeriden yaşanan bir hayat gibi yaklaşabilmek,
toplumun kendisine verdiği rolleri sorgulayabilmek,
ve kendi çelişkilerini de görünür kılabilmektir.
Furuğ’un şiirindeki kadın kusursuz değildir.
Her zaman özgür de değildir.
Bazen korkar.
Bazen pişman olur.
Bazen bağımlıdır.
Bazen kendi içinde çatışır.
Ama onu klişeden çıkaran şey de bu karmaşıklıktır.
Kadın, ideal bir özgürlük sembolüne dönüşmez.
Yaşayan ve çelişen bir insan olarak şiirin merkezine gelir.
Erkek şiirde nereye gidiyor?
Furuğ’un kadın öznesi güçlendikçe erkek ortadan kaybolmaz.
Sevilen kişi hâlâ önemlidir.
Arzu edilen kişi de.
Aşkın acısı da.
Fakat ilişkinin merkezi değişir.
Kadın artık yalnız erkeğin ona ne yaptığıyla tanımlanmaz.
Kendi bakışı vardır.
Böylece erkek şiirin mutlak merkezi olmaktan çıkar ve ilişkinin taraflarından birine dönüşür.
Bu küçük görünen değişim önemlidir.
Çünkü kadın kendi benliğini yalnız karşısındaki erkek üzerinden kurmak zorunda olmadığı bir şiir alanına kavuşur.
Furuğ’un sonraki şiirlerinde dünya genişledikçe bu durum daha belirgin hâle gelir.
Aşk hâlâ vardır.
Ama artık hayatın tamamı değildir.
Doğa vardır.
Toplum vardır.
Çocukluk vardır.
Ölüm vardır.
Zaman vardır.
Şiirin kendisi vardır.
Kadın özne dünyaya yalnız aşk ilişkisinin penceresinden bakmaz.
Dünyanın tamamına bakmaya başlar.
Beden gerçekten bir özgürlük alanı mı?
Kısmen.
Fakat Furuğ’un şiiri özgürlüğü kolaylaştırmaz.
Beden hem özgürleşmenin hem de sınırların hissedildiği yerdir.
İnsan bedeniyle arzular.
Ama aynı beden üzerinden yargılanabilir.
Beden yakınlık kurar.
Ayrılığı da yaşar.
Beden gençtir.
Sonra değişir.
Beden hayatın kanıtıdır.
Aynı zamanda ölümlülüğün de.
Bu nedenle Furuğ’un beden anlayışını yalnız bir özgürleşme hikâyesi olarak okumak eksik kalır.
Şiirindeki beden bir zafer sembolü değildir.
Yaşamanın gerçekleştiği yerdir.
Furuğ Ferruhzad’ın şiirinde kadın bedeni neyi değiştiriyor?
Belki en önemli değişiklik kadın bedeninin şiirde görünür hâle gelmesi değildir.
Kadın bedeni edebiyatta Furuğ’dan çok önce de vardı.
Değişen şey, o bedenin konumudur.
Bakılan beden konuşmaya başlar.
Arzulanan beden kendi arzusunu söyler.
Yargılanan kadın kendi deneyimini tarif eder.
Geçici beden kendi zamanının farkına varır.
Ve şiirin merkezindeki kadın, yalnız kadınları temsil eden bir sembol olmaktan çıkar.
Dünyayı gören bir insan hâline gelir.
Bu nedenle Furuğ’un şiirindeki kırılmayı yalnız “kadın bedenini şiire soktu” diye tarif etmek yeterli değildir.
Daha köklü bir değişim gerçekleşir:
Kadın bedeni kendi sesinin merkezine yerleşir.
Bu noktadan sonra beden yalnızca görülecek bir şey değildir.
Hatırlar.
Arzular.
Acı çeker.
Değişir.
Ve bakar.
Furuğ’un şiirindeki kadın öznenin gücü de burada başlar:
Dünyanın kendisine nasıl baktığını anlatmakla yetinmez. Dünyaya geri bakar.



