Sabina’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ndeki en önemli sözcüğü ‘ihanet’tir. Fakat Kundera bu kelimeyi yalnız sevgiliyi aldatmak anlamında kullanmaz. Sabina için ihanet, kendisine verilmiş bir kimliği, rolü ya da zorunlu anlamı terk edip başka bir yöne geçme hareketidir.
Bu nedenle Sabina’nın hayatı bir dizi kopuş gibi görünür: aileden, rejimden, ülkeden, ilişkilerden ve kendisine dışarıdan yüklenen sanatçı kimliğinden uzaklaşır. Her ayrılış ona yeni bir hareket alanı açar; fakat aynı zamanda geride bıraktığı bağların sayısını da artırır.
Sabina için ‘ihanet’ ne demek?
Sabina’nın ihanet anlayışı, sabit kimliğe duyduğu kuşkudan doğar. Bir rol kalıcı hâle geldiğinde, onun içinde yaşamak giderek bir tür kapanma gibi görünür.
Bu yüzden ihanet yalnız birine karşı yapılan eylem değildir; önceden verilmiş anlamın dışına çıkma biçimidir. Aile, vatan, ideoloji, aşk ve sanatçı kimliği bile Sabina için gerektiğinde terk edilebilir.
İhanetin çekiciliği, yeni bir bilinmezlik açmasıdır. Sabina’nın özgürlük duygusu çoğu zaman tam da bu eşikte, eski anlamın çözüldüğü ve yenisinin henüz sabitlenmediği anda ortaya çıkar.
Sabina neden sabit kimliklerden kaçıyor?
Çünkü sabit kimlik onun için yalnız güven değil, aynı zamanda başkasının yazdığı bir hikâyeye dönüşme riskidir. Rejim onu belli bir vatandaş tipine, sürgün çevresi belli bir muhalif sanatçı tipine, ilişkiler ise belli bir sevgili rolüne yerleştirebilir.
Cambridge’de yayımlanan Iman Mersal çalışması, Sabina’nın diasporada karşılaştığı hazır ‘mağdur ve direnişçi sanatçı’ kimliğine itirazını özellikle vurgular. Sabina baskıdan kaçtıktan sonra bile başkalarının onun adına kurduğu anlamlardan kaçmak zorundadır.
Bu nedenle özgürlük onun için yalnız sınırı geçmek değil, tanımın dışına çıkabilmektir.
Sabina’nın sanatı neden bu kadar önemli?
Sabina’nın resimleri de onun düşünme biçimini taşır. Görünen yüzeyin altında başka bir katmanın açılması, onun estetik anlayışında tek ve tamamlanmış görüntüye karşı bir gedik yaratır.
Bu kırılma, Sabina’nın hayatındaki ihanet hareketine benzer. Yüzey tek gerçek değildir; her bütünlük başka bir katmanın açılmasıyla bozulabilir.
Sanat bu yüzden Sabina için yalnız meslek değil, tek anlamlı dünyaya karşı koyma biçimidir.
Franz ile ilişkisi neden başarısız oluyor?
Sabina ile Franz birbirine çekilir; fakat aynı sözcüklerden tamamen farklı dünyalar anlar. Franz için yürüyüşler, ortak mücadele ve kamusal idealizm anlam üretir. Sabina için aynı görüntüler zorunlu birlik, kalabalık estetiği ve kitsch çağrıştırabilir.
Cambridge’in gündelik estetik üzerine çalışması bu farkı ‘aynı kelimelerin farklı hayatlarda farklı anlamlar taşıması’ üzerinden açıklar. Franz ve Sabina birbirlerini yalnız kişilik düzeyinde değil, geçmişlerinin kurduğu sözlükler nedeniyle de yanlış okur.
Sabina’nın özgürlüğü neden ‘hafiflik’le bağlantılı?
Sabina’nın sürekli hareketi ağırlıktan kaçıştır. Bağlar, kimlikler ve geçmişler sertleşmeden önce yer değiştirmek ona hafiflik verir.
Fakat roman bu hafifliği yalnızca olumlu göstermez. Bağlardan kurtuldukça seçimler daha az kısıtlanır; aynı anda kişinin kendisini yerleştirebileceği süreklilik de azalır.
Sabina’nın özgürlüğü bu nedenle çift anlamlıdır: Hem baskının dışına çıkma gücü hem de giderek hiçbir yere tam olarak ait olamama ihtimali.
Sürgün Sabina’yı özgürleştiriyor mu?
Coğrafi olarak evet: Çekoslovakya’dan ayrılması ona devlet baskısından uzak bir hayat verir. Fakat sürgün yeni bir ağırlık üretir: Başkaları onun hayatını politik bir sembole dönüştürmek ister.
Sabina yalnız ‘komünizmden kaçmış ressam’ olarak okunmak istemez. Bu hazır kimlik onun sanatını ve kişisel tarihini tek bir nedene indirger.
1968 Prag Baharı ve sürgünün romanın özel hayatına etkisini tarihsel bağlam yazısında sürdürüyoruz.
Sabina neden kitsch’ten bu kadar nefret ediyor?
Çünkü kitsch tek bir ortak duyguyu zorunlu hâle getirme eğilimindedir. Sabina ise tam tersine, görüntünün arkasında başka bir görüntü ve duygunun arkasında başka bir duygu kalmasını ister.
Kitsch’in temiz, ortak ve tamamlanmış dünyası Sabina için estetik olduğu kadar politik bir tehdittir. Orada farklılık yalnız farklı fikir değil, ortak duyguya katılmama suçu gibi algılanabilir.
Kitsch ve ‘ikinci gözyaşı’ meselesini ayrı yazıda derinleştiriyoruz.
Sabina’nın ihanetinin bedeli ne?
Her ihanetin ardından yeni bir yol açılır; fakat her yolun ardında terk edilmiş bir ilişki, yer ya da kimlik kalır. Sabina’nın özgürlüğü bu nedenle kayıpsız değildir.
Bir noktadan sonra hafiflik yalnız yükten kurtulma değil, geçmişle bağın incelmesi anlamına gelir. Sabina daha çok hareket ederken hayatının ortak referansları azalır.
Kundera burada önemli bir tersine dönüş kurar: Özgürlük ne kadar büyürse yalnızlık da o kadar büyüyebilir.
Sabina gerçekten bağımsız bir karakter mi?
Evet, fakat bağımsızlık romanın ona verdiği son cevap değildir. Sabina’nın seçimleri kendi iç mantığına sahiptir; yine de bu mantığın sonuçları vardır.
Onu yalnız ‘güçlü ve özgür kadın’ etiketiyle okumak, Kundera’nın kurduğu çelişkiyi kaybettirir. Sabina özgürlüğü seçer ama bu seçimin ağırlıksız bir ödülü yoktur.
Oxford Academic’teki Jason Wirth çalışması, Sabina’nın görme, karanlık, sınır ve aşırılık karşısındaki duyarlılığını onun tekil perspektifi olarak ele alır. Bu perspektif, özgürlüğün bile tek bir tanıma kapatılamayacağını gösterir.
Edebî Zihin açısından Sabina’nın asıl sorusu ne?
Sabina’nın sorusu ‘insan ne kadar özgür olabilir?’den biraz daha keskindir: Özgür kalmak için kaç kez terk etmek gerekir ve bir noktadan sonra terk etme eyleminin kendisi yeni bir zorunluluğa dönüşür mü?
Kundera Sabina’yı ne örnek ne uyarı işareti olarak kapatır. Onu, hafifliğin özgürlük kadar yalnızlık da üretebileceği bir varoluş ihtimali olarak bırakır.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Ne Anlatıyor? ana incelemesine dönün.




