Bir insanı sevmek, onun hakkında kurduğumuz hayalin bir gün bozulabileceğini kabul etmektir.
Sevdiğimiz kişi değişebilir. Beklemediğimiz şeyler söyleyebilir. Bizi anlamayabilir, istemeyebilir ya da bizim onun için tasarladığımız hayattan bambaşka bir hayat seçebilir.
Peki bütün bu ihtimalleri ortadan kaldırabilseydik?
Sadık Hidayet'in Perde Arkasındaki Bebek öyküsündeki Mehrdad, bu sorunun tuhaf ve ürkütücü bir karşılığıyla karşılaşır. Fransa'da gördüğü bir vitrin mankenine bağlanır. Onu satın alır, İran'a götürür ve odasında bir perdenin arkasına yerleştirir.
Dışarıdan bakıldığında bu, gerçeklikle bağını yitiren bir adamın hikâyesidir.
Fakat Mehrdad'ın neden yaşayan bir insan yerine cansız bir nesneye yöneldiğini anlamaya çalıştığımızda, öykü başka bir soruyu açar: Bir ilişkide aradığımız şey gerçekten sevgi midir, yoksa incinmeyeceğimizin güvencesi mi?
Mehrdad'ın iki dünya arasında kalışı
Mehrdad eğitim için İran'dan Fransa'ya gönderilmiştir. Yeni bir ülkeye gelmiş olması, kendisini yetiştiren çevrenin beklentilerinden bütünüyle uzaklaştığı anlamına gelmez.
Fransa'daki gündelik hayat ona farklı ilişkiler kurma imkânı sunar. Ancak bu imkânların karşısında rahat hareket edemez. Çekingenliği, alışkanlıkları ve yetiştirilme biçimi, başkalarıyla arasındaki mesafeyi korur.
İran'da ise Derakhshandeh vardır.
Çocukluğundan beri tanıdığı bu genç kadınla nişanlıdır. İlişkileri, Mehrdad'ın yetiştiği toplumsal çevrenin beklentilerinden bağımsız değildir.
Böylece Mehrdad'ın önünde iki farklı hayat belirir. Birinde tanımadığı bir dünyanın belirsizlikleri, diğerinde kendisi için önceden biçimlendirilmiş bir gelecek bulunmaktadır.
Mehrdad bunların arasında kendi isteğinin ne olduğunu bulmakta zorlanır.
Vitrin mankeniyle karşılaşması bu nedenle yalnızca güzellik karşısında duyulan ani bir hayranlık olarak okunamaz.
Manken, Mehrdad'dan bir karar beklemez.
Onunla ortak bir gelecek kurmayı istemez. Geçmişini sorgulamaz. Kendi isteklerini öne sürmez.
Mehrdad ilk kez, bütün koşullarını kendisinin belirleyebileceği bir yakınlıkla karşılaşmış gibidir.
Sevmek ile sahip olmak arasındaki fark
Mehrdad mankeni satın alıp odasına yerleştirdiğinde, arzusunun nesnesini yalnızca yanına almış olmaz. Onu dış dünyanın müdahalesinden de uzaklaştırır.
Manken artık perdenin arkasındadır.
Mehrdad onun karşısında vakit geçirir, müzik dinler ve kendi içine kapanan bir hayat sürdürür.
Burada dikkat çekici olan, mankenin ne yaptığı değil, hiçbir şey yapmamasıdır.
Mehrdad'ın kurduğu yakınlık, karşılıklı bir ilişkinin taşıdığı belirsizliklerden arındırılmıştır. Karşısındaki görüntü hep aynı kalır.
Fakat bunun bedeli, karşısındakinin bağımsız bir varlık olmamasıdır.
Gerçek bir insanın bizi seçmesi, başka türlü davranabilme ihtimalini de içerir. Mankenin Mehrdad'ı terk etmemesi ise sadakat değildir; böyle bir seçeneği yoktur.
Hidayet'in öyküsünde sevgi ile sahip olma arzusu arasındaki ayrım burada belirginleşir.
Mehrdad mankeni sevdiğini düşünebilir. Fakat bu sevgide karşısındaki varlığın kendi istekleriyle bulunabileceği bir yer yoktur.
Belki de mankenin ona sunduğu en büyük rahatlık budur: Mehrdad, kendi hayalinden farklı biriyle karşılaşmak zorunda kalmaz.
Derakhshandeh'nin görünmezleşmesi
Öykünün trajedisi yalnızca Mehrdad'ın cansız bir nesneye bağlanmasında değildir.
Derakhshandeh'nin bu bağın karşısında ne yaptığı da en az onun kadar önemlidir.
Mehrdad'ın ilgisini kazanmak isteyen Derakhshandeh, mankenin görünüşünü taklit etmeye başlar.
Kıyafetlerini ve görünümünü ona benzetmeye çalışır.
Bu davranış ilk bakışta kıskançlık olarak yorumlanabilir. Ancak Derakhshandeh'nin içinde bulunduğu durum daha karmaşıktır.
Sevilmek istediği adamın karşısında, kendisiyle aynı koşullarda yarışan başka bir kadın bulunmaz. Rakibi, hiçbir beklentisi olmayan ve hiçbir zaman değişmeyecek bir nesnedir.
Derakhshandeh'nin kendi kişiliğiyle kazanamadığını düşündüğü ilgiyi, o nesneye benzeyerek kazanabileceğini umması, öykünün en acı verici dönüşümüdür.
Çünkü burada gerçek bir insan, sevilebilmek için kendi farklılığını ortadan kaldırmaya çalışır.
Mehrdad'ın kurduğu ideal değişmezken Derakhshandeh değişmek zorundadır.
Bu durumu yalnızca onun kişisel kararı olarak değerlendirmek de eksik olur. Nişanlılık ilişkisinin toplumsal anlamı, kadın ve erkekten beklenen davranışlar, Derakhshandeh'nin hareket alanını etkileyen koşullardır.
Hidayet bütün bu gerilimleri açıklayıcı bir ders hâline getirmez. Karakterlerinin davranışları aracılığıyla görünür kılar.
Perde açıldığında
Bu bölüm öykünün sonunu açıklamaktadır.
Öykünün sonunda Mehrdad, mankenle kurduğu bağı sonlandırmaya yönelir.
Ancak artık bu nesneyi hayatından çıkarmak bile sıradan bir ayrılık değildir. Onu tabancayla vurmayı tasarlar.
Derakhshandeh ise mankenin yerine geçmiştir.
Mehrdad o gece içki içmiştir. Perdeyi açıp mankene yaklaştığında dokunduğu bedenin canlı olduğunu fark eder. Figürün hareket etmesi üzerine paniğe kapılır ve tabancasıyla ateş eder. Vurduğu kişi, mankenin yerini alan Derakhshandeh'dir.
Bu sahne yalnızca öykünün beklenmedik sonu değildir. Başından beri birbirinden ayrı tutulan iki varlığın, ideal görüntü ile yaşayan insanın, aynı yerde karşılaşmasıdır.
Mehrdad'ın kontrol edebildiğini düşündüğü dünya, karşısındaki figürün hareket etmesiyle bozulur.
Fakat bu sahnenin psikolojik anlamını tartışmak, yaşanan eylemin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Derakhshandeh'nin ölümüne Mehrdad neden olmuştur.
Hidayet'in kurduğu trajedi, bir insanın gerçek bir ilişkiyle yüzleşmekten kaçınmasının nasıl yıkıcı sonuçlara ulaşabileceğini gösterir.
İnsan sevdiği kişiyi ne kadar tanır?
Perde Arkasındaki Bebek bugün de rahatsız edici bir öykü olarak okunabilir. Bunun nedeni bir vitrin mankenine duyulan aşkın gündelik hayatımızda yaygın olması değildir.
Daha tanıdık olan, sevdiğimiz insanlar hakkında kurduğumuz hayallerdir.
Bazen karşımızdaki insanı olduğu gibi tanımadan, onun kim olması gerektiğine karar veririz. Bazen değişmesini istemediğimiz özelliklerine bağlanırız. Bazen de onun kendi istekleri, bizim hayalimizdeki görüntüyü bozduğunda bunu bir kayıp gibi yaşarız.
Mehrdad'ın hikâyesi bu eğilimin uç bir örneğini sunar.
Ancak Hidayet'in öyküsü yalnızca Mehrdad'ın ne istediğini değil, bu isteğin Derakhshandeh'nin hayatında neye dönüştüğünü de gösterir.
Böylece hikâye iki ayrı soruyu birlikte bırakır.
Bir insanı gerçekten tanımadan sevmek mümkün müdür?
Ve bir başkasının sevgisini kazanabilmek için kendimiz olmaktan vazgeçtiğimizde, geriye nasıl bir ilişki kalır?
Perdenin arkasındaki manken değişmemiştir.
Değişen, onun çevresinde yaşayan insanların hayatıdır.
Belki de öykünün en sarsıcı tarafı budur: Mehrdad'ın kusursuz bulduğu görüntü hiçbir şey yapmazken, gerçek bir insan o görüntüye dönüşmeye çalışırken hayatını kaybeder.
Alacakaranlık ana incelemesi · S.G.L.L. · Erkeğini Kaybeden Kadın · Dua ve Veramin Geceleri




