Geleceğin vaat ettiği mutluluk

Öykü, ilerlemeyi basitçe reddetmez. Daha rahatsız edici bir ayrım yapar: Hayatı sürdürmeyi kolaylaştırmak, yaşamayı istemekle aynı şey değildir.

Hidayet'in geleceği, alışıldık bilimkurgu sorusunu tersine çevirir. Mesele, insanlığın hangi yeni olanaklara kavuşacağı değildir; bütün bu olanakların ardından insanın neyi istemeye devam edeceğidir. Bir toplumun ihtiyaçları karşılaması, o toplumda yaşayan herkesin hayatını anlamlı bulduğu anlamına gelmez. Konfor ile mutluluk arasındaki boşluk tam da burada görünür olur.

Bu ayrımın bugün de karşılığı vardır: Daha hızlı iletişim kurmak yakınlık kurmayı, daha fazla seçeneğe sahip olmak ne istediğini bilmeyi garanti etmez. Öyküyü günümüze bağlayan şey belirli bir teknolojiyi önceden haber vermesi değil, araçların çoğalmasıyla amaçların berraklaşmasının birbirinden farklı süreçler olmasıdır.

Susan ve Ted'in iki ayrı yaklaşımı

Bu ayrım yalnızca iki felsefi görüşün tartışması değildir. Ted'in Susan'a duyduğu sevgi, düşünceleri somut bir ilişki sınavına dönüştürür. Teknolojinin insan yaşamını düzenlediği bir toplumda, bir başkasını istemek hâlâ ne anlama gelir?

S.G.L.L. serumu neyi değiştirir?

S.G.L.L. serumu, cinsel arzu ve aşkı ortadan kaldırarak üremeyi durdurmak amacıyla geliştirilir. Böylece müdahalenin hedefi yalnızca bireysel acıyı azaltmak değil, insan soyunun devamını sona erdirmektir. Hidayet'in gelecek tasarımı, insanlığın kendi geleceğinden vazgeçebileceği ihtimalini ortaya koyar.

Serumun düşünsel ağırlığı burada ortaya çıkar. Eğer sorun yalnızca acı çekmek olsaydı, çözüm acıyı azaltmakla sınırlı kalabilirdi. Oysa üremenin sona erdirilmesi, acının mümkün olduğu insanlık durumunun kendisini ortadan kaldırmaya yönelir. Böylece 'insan için daha iyi bir gelecek' vaadi, gelecekte insan bulunmaması ihtimaliyle çelişir.

Bu nedenle öyküdeki müdahaleyi yalnızca bir tıbbi buluş gibi değerlendirmek yetersizdir. Kimin adına karar verildiği, bir kuşağın kendisinden sonra geleceklerin varlığı hakkında hüküm verip veremeyeceği ve acısızlığın yaşamdan daha üstün tutulup tutulamayacağı da tartışmaya açılır. Bunlar anlatının sunduğu düşünsel sorulardır; yazarın doğrudan savunduğu hükümler olarak okunmamalıdır.

Toplumsal çözülme ve Çıplaklar

Serumun uygulanmasının ardından toplumsal çözülme, şiddet ve intiharlar yayılır. Teknolojik uygarlığa karşı çıkıp doğaya dönüşü savunan Çıplaklar topluluğu da bu kırılmada öne çıkar. Öyküdeki çatışma, yalnızca bir bilimsel müdahalenin beklenmedik yan etkileriyle sınırlı değildir; insanlığın geleceğini yukarıdan planlama iddiasıyla insanların yaşamı ve arzuları arasındaki gerilimi de görünür kılar.

Toplumsal düzenin çözülmesi, kusursuz işlediği varsayılan bir sistemin insan davranışını bütünüyle öngöremediğini gösteren bir kırılma olarak okunabilir. İnsanları yalnızca ihtiyaçları karşılanan bedenler olarak ele alan bir tasarım; arzu, öfke, bağlılık ve itirazın siyasal ve duygusal sonuçlarını hesaba katmakta yetersiz kalabilir. Burada önemli olan, teknolojinin tek başına kötü olduğu hükmü değil, insanı tek bir hesaplanabilir değişkene indirgeme tehlikesidir.

Spoiler uyarısı: Bundan sonraki bölüm öykünün sonunu açıklamaktadır.

Son karşılaşma: Aşk ile ölüm

Ted'in Susan'a duyduğu sevgi, öykünün sonundaki ölüm kararını daha da sarsıcı kılar. İkili, çözülen dünyanın ortasında birlikte kalır; sonunda yaşamlarını sonlandırırlar. Böylece ölüm, uzak bir geleceğe ilişkin soyut hesap olmaktan çıkar ve birbirine bağlanan iki insanın seçimine dönüşür. Hidayet'in bıraktığı rahatsız edici soru şudur: Yaşamı sürdürmek için kurulan bütün düzenler çökerken, sevgi tek başına bir yaşama gerekçesi olabilir mi?

Bugüne kalan soru

Daha uzun ve konforlu bir hayat mümkün olabilir. Fakat bu hayatın neden yaşanmaya değer bulunduğu sorusu, yalnızca bilimsel ilerlemenin yanıtlayabileceği bir soru değildir.

Alacakaranlık ana incelemesi · Perde Arkasındaki Bebek · Erkeğini Kaybeden Kadın · Dua ve Veramin Geceleri