Kör Baykuş’taki iki kadın figürünü “biri iyi, biri kötü” diye okumak romanın en rahatsız edici tarafını kaçırır. İlk bölümdeki ulaşılmaz kadın ile ikinci bölümdeki eş arasında önemli farklar vardır; fakat ikisini de yalnız anlatıcının bakışı içinden görürüz.
Bu yüzden asıl soru onların literal olarak aynı kişi olup olmadığı değildir. Daha güçlü soru şudur: Anlatıcı neden bir kadını ancak erişilemez olduğunda idealize edebiliyor, kendi iradesi ve bedeni olan kadını ise tehdit gibi görmeye başlıyor?
Kör Baykuş’un kadın figürleri, kadınlardan çok anlatıcının sevme ve görme biçimini açığa çıkarır.
İlk bölümdeki kadın neden bir insandan çok imgeye dönüşüyor?
İlk kadın anlatıcının yıllardır çizdiği sahneden çıkmış gibidir. Konuşmaz, kendi hikâyesini anlatmaz ve anlatıcıya itiraz etmez. Onu neredeyse bütünüyle anlatıcının bakışı üzerinden tanırız.
Bu sessizlik, anlatıcının kadını idealize etmesini kolaylaştırır. Kadın ne kadar az özne olursa, anlatıcının zihnindeki kusursuz görüntüye o kadar kolay dönüşür.
Kadın öldüğünde anlatıcının gözlerini resmetmeye yönelmesi de bu nedenle önemlidir. Kişiyi değil, görüntüyü korumaya çalışır. Sevgi, karşılıklı ilişkiden çok imgeye sahip olma arzusuna dönüşür.
İkinci bölümdeki eş neden tam tersine anlatılıyor?
İkinci bölümdeki eş bedensel, gündelik ve anlatıcının kontrolü dışında hareket eden bir kadındır. Anlatıcı onu hem arzular hem aşağılar; sadakatsizlikle suçlar, fakat yine de onun ilgisini ister.
Buradaki hakaretleri kadının nesnel portresi gibi okuyamayız. Birinci tekil anlatı ve anlatıcının güvenilmez algısı nedeniyle eş hakkında bildiklerimiz kıskançlık, korku ve öfke içinden gelir.
İdealize edilen ilk kadın, anlatıcının istediği biçimi alabilecek kadar sessizdir. Eş ise kendi arzusu varmış gibi görünür. Anlatıcının ideal düzenini bozan tam da budur.
İki kadın gerçekten aynı kişi mi?
Metin bunu doğrulamaz. Fakat görünüş, gözler, arzu, ölüm ve tekrar eden sahneler iki figürü bilinçli biçimde birbirine bağlar.
Bu karşıtlıkta “aynı kişi” demekten çok “aynı yapının iki yüzü” demek daha açıklayıcıdır. Biri idealize edilmiş ve erişilemez; diğeri bedensel, bağımsız ve bu nedenle anlatıcı için tehditkâr.
Romanın çiftlenme mantığı, literal özdeşlikten çok psikolojik ve yapısal akrabalık üretir.
İdealizasyon neden sevgi değil, silme biçimine dönüşüyor?
Birini idealize etmek ilk bakışta yüceltmek gibi görünür. Fakat Kör Baykuş’ta idealizasyon, kadının gerçek kişiliğini ortadan kaldırır. İlk kadın güzel olduğu için değil, konuşmadığı ve değişmediği için anlatıcının kusursuz imgesine dönüşebilir.
Eş ise değişir, ister, reddeder ve anlatıcının istediği biçimde davranmaz. Bu nedenle anlatıcının dili hızla arzu ile nefret arasında salınır.
İki uç aslında aynı sorunun iki cevabıdır: anlatıcı karşısındaki kadının kendisinden bağımsız bir özne olmasına ne kadar dayanabilir?
Kadınların kendi sesinin olmaması neden önemli?
Sessiz bırakılan ilk kadın neredeyse hiç konuşmaz; eş ise anlatıcının öfkeli anlatısı içinden görünür. İki kadın da kendi hayatlarını doğrudan anlatamaz.
Okurun görevi anlatıcının kadınlar hakkındaki hükümlerini tekrar etmek değil, o hükümlerin nasıl kurulduğunu görmek olmalıdır.
Roman bize kadınların “gerçek karakterini” vermekten çok, bir erkeğin arzu ve korkusunun karşısındaki kişiyi nasıl bozabileceğini gösterir.
Ölüm neden kadın imgesini sabitleyen son aşama?
İki anlatı katmanında da kadın bedeni ölümle birleşir. İlk bölümde beden parçalanır; ikinci bölümde eşle karşılaşma cinayetle sonuçlanır.
Anlatıcı canlı, değişen ve kendisine karşılık veren bir kadınla ilişki kurmakta zorlanır. Ölüm ise hareketi durdurur. Kadın görüntüye, hatıraya veya cansız bedene dönüştüğünde anlatıcının kontrolüne daha çok yaklaşır.
Ölüm bu açıdan yalnız gotik bir unsur değil; anlatıcının arzuyu sabitleme girişiminin karanlık sonucudur.
Asıl gizem kadınların kimliği mi?
Kör Baykuş’ta iki ayrı kadın figürü vardır ve metin bunların literal olarak aynı kişi olduğunu söylemez. Fakat Hidayet onları tekrarlar, benzerlikler ve karşıtlıklarla birbirine bağlar.
Bu yapıda asıl gizem “hangisi gerçek kadın?” değildir. Asıl gizem, anlatıcının neden bir kadını ancak kendi zihninde kusursuz bir görüntüye dönüştürdüğünde sevebildiği; gerçek bir özneyle karşılaştığında ise sevgisinin neden öfke ve şiddete bu kadar kolay yaklaştığıdır.
Romanın kadın figürleri, anlatıcının arzusunu anlatmaktan çok onun ilişki kurma yetersizliğini açığa çıkarır.
Bu iki figürün gerçeklik katmanları içinde nasıl birbirine karıştığını görmek için Kör Baykuş’ta Gerçek mi Hayal mi?; gözler, vazo ve tekrar eden imgeler için Kör Baykuş’taki Semboller yazısına geçebilirsiniz.




