Kör Baykuş’u hatırladığımızda çoğu zaman olaylardan önce imgeler gelir: gözler, ihtiyar, servi, vazo, gölge, kahkaha, bıçak ve baykuş. Sadık Hidayet bu motifleri bir kez kullanıp bırakmaz; başka zamanlarda ve başka bağlamlarda geri getirir.

Bu nedenle romanın sembollerini bir sözlük gibi çözmek yanıltıcıdır. “Vazo budur, ihtiyar şudur” dediğimiz anda metnin çalışma biçimini kaybederiz. Çünkü Kör Baykuş’ta bir imgenin anlamı temsil ettiği tek kavramdan değil, tekrar ettiği sahneler arasındaki farktan doğar.

Sembolleri bu yüzden “neyi temsil ediyor?” sorusuyla değil, “her geri dönüşte metinde neyi değiştiriyor?” sorusuyla okumak gerekir.

Gözler: bakmak neden bilmek değildir?

İlk bölümde anlatıcı genç kadına özellikle gözleri üzerinden bağlanır. Kadın öldüğünde bile gözlerini resmetmeye çalışır. Görmek, onun için tanımanın yerine geçer.

Fakat gözler tam tersini kanıtlar. Anlatıcı ne kadar bakarsa, karşısındaki kişiye o kadar az ulaşır. Vazodaki benzer bakış ise görüntünün kendisinden önce var olmuş olabileceğini düşündürür.

Gözler bu nedenle yalnız arzu değil, bilginin sınırıdır. Bakış vardır; kesin bilgi yoktur.

Vazo: geçmiş neden gömülemiyor?

Vazo mezardan çıkar ve üzerinde genç kadının gözlerine benzeyen bir yüz taşır. Böylece kişisel hafıza, sanat ve daha eski bir tarih tek nesnede birleşir.

Anlatıcı görüntüyü kendi resmiyle sabitlemek isterken, vazoda kendisinden önce var olmuş benzer bir görüntüyle karşılaşır. Bu durum onun tekil ve özel sandığı deneyimin daha eski bir tekrarın parçası olabileceğini düşündürür.

Finalde vazonun kaybolması da bu yüzden güçlüdür. Geçmiş ne bütünüyle saklanabilir ne de elde tutulabilir. Anlatıcı onu sahiplenmeye çalıştıkça nesne yeniden elinden kaçar.

İhtiyar: neden tek bir kişi değil?

İhtiyar, resimde, akrabada, mezarcıda ve başka figürlerde tekrar eder. Onu tek bir karakter olarak izlemek mümkün değildir.

İhtiyarın gücü tek bir kavramı temsil etmesinden değil, anlatıcının kaçamadığı bir biçim olmasından gelir. Ölüm, otorite, geçmiş veya çürüme çağrışımları taşıyabilir; fakat her şeyden önce geri dönen yüzdür.

Finalde anlatıcının kendi yüzünde ihtiyarı görmesi, sembolün yönünü tersine çevirir: dışarıdaki figür, anlatıcının kendisine dönüşür.

Servi, karşı kıyı ve mesafe

Anlatıcının sürekli çizdiği sahnede genç kadın ile ihtiyar aynı görüntünün içindedir ama aralarında bir sınır vardır. Servi, su ve karşı kıyı bu mesafeyi görünür kılar.

Kültürel çağrışımlar önemli olsa da sahnenin romandaki temel işlevi daha doğrudandır: arzu edilen kişi görünür ama erişilemez. Anlatıcının ilişki kurma biçimi de böyledir; yaklaşır, fakat gerçek temas kuramaz.

Gölge ve kahkaha: benlik nasıl yabancılaşıyor?

Anlatıcının hikâyesini gölgesine anlatması, kendisini dışarıdan görme arzusunu açığa çıkarır. Gölge hem kendisidir hem de kendisinden ayrılmış bir tanık gibi davranır.

Kahkaha ise tanıdık ama yeri belirlenemeyen bir ses olarak geri gelir. Kaynağı değişir, etkisi değişmez. Bir şeyi daha önce duymuş olma hissi verir; fakat onu kesin bir kimliğe bağlamamıza izin vermez.

Gölge ile kahkaha birlikte düşünüldüğünde romanın en önemli duygularından biri belirginleşir: anlatıcı hem kendisine hem de karşısındaki insanlara yabancılaşır.

Bıçak ve kan: şiddet neden ayırmıyor?

Bıçak iki anlatı katmanında da bedeni kesen ve ölümü taşıyan somut bir nesnedir. İlk bakışta ayırma aracıdır: bedenleri, ilişkileri ve sorunları fiziksel olarak keser.

Fakat romanda şiddet hiçbir şeyi gerçekten ayırmaz. Parçalanan beden imgeler hâlinde geri döner; cinayet anlatıcıyı ihtiyar figürüne daha çok yaklaştırır. Bıçak keser, ama anlatıdaki döngüyü koparamaz.

Kan ve bıçak, şiddetin kendisinden çok şiddet yoluyla çözüm üretmenin imkânsızlığını görünür kılar.

Peki baykuş neden kör?

Başlıktaki baykuş, roman içinde diğer motifler kadar doğrudan tekrarlanmaz. Bu yüzden onu tek bir sembolik denkleme çevirmek özellikle risklidir.

Yine de başlığın güçlü bir gerilimi vardır: baykuş karanlıkta görmeyle ilişkilendirilir; burada ise kördür. Roman boyunca anlatıcı da sürekli bakar, resmeder, hatırlar ve anlamaya çalışır, fakat kesin bilgiye ulaşamaz.

Başlık böylece romanın merkezindeki ayrımı yoğunlaştırır: görmek ile bilmek aynı şey değildir.

Semboller neden çözüldükçe çoğalıyor?

Kör Baykuş’un imgeleri tek ve kapalı anlamlar taşımaz. Gözler arzu kadar erişilemezliği, vazo hafıza kadar tarihi, ihtiyar tehdit kadar kimlik çözülmesini taşır.

Bir sembolü tanıdığımızı düşündüğümüz anda Hidayet onu başka bir bağlamda yeniden gösterir ve önceki yorumumuzu bozar. Romanın sembolik zenginliği tam olarak buradan gelir.

Sonuçta Kör Baykuş’un sembolleri çözülmesi gereken şifreler değil, romanın hafızasını taşıyan hareketli düğümlerdir. Her dönüşlerinde biraz tanıdık, biraz yabancı kalırlar.

Bu imgelerin olay örgüsü içindeki yerini görmek için Kör Baykuş Konusu; kadın imgesinin gözler ve vazo ile ilişkisini derinleştirmek için Kör Baykuş’taki Kadın Kim? yazısına geçebilirsiniz.