Erken Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı, 1923 sonrasında yeni bir devlet ve toplum tasavvurunun gündelik hayata nasıl yansıdığını izleyen yoğun bir dönüşüm alanıdır. Siyasal ve hukuki değişiklikler; eğitim, dil, kıyafet, aile, şehir yaşamı ve kamusal görünürlük gibi alanlarda yeni alışkanlıklar ve yeni gerilimler üretirken edebiyat bu dönüşümü bireyin deneyimi üzerinden kayda geçirir.
Bu dönemde modernleşme çoğu zaman soyut bir ‘Doğu-Batı’ karşıtlığından ibaret değildir. Mahalle ile yeni kent merkezi, geleneksel aile beklentileri ile bireysel arzu, eski kültürel biçimler ile yeni yaşam tarzları arasındaki mesafe; roman, öykü ve şiirde somut insan ilişkileri üzerinden görünür hâle gelir. Değişim yalnız kurumlarda değil, insanların kendilerini nasıl gördüğünde de gerçekleşir.
Anadolu’nun edebî görünürlüğü de belirgin biçimde artar. Köy, kasaba ve taşra; merkezden bakılan romantik manzaralar olmaktan çıkarak yoksulluk, eğitim, bürokrasi, sınıf ve devlet-toplum ilişkilerinin tartışıldığı anlatı alanlarına dönüşür. İstanbul ise eski imparatorluk başkentinden yeni toplumsal düzenin çelişkilerinin yaşandığı modern bir metropole doğru yeniden okunur.
Dönemin edebiyatı tek bir estetik anlayış altında toplanmaz. Gerçekçilik, toplumcu yönelimler, bireysel ve psikolojik anlatı, şiirde farklı yenilik arayışları ve gelenekle kurulan değişken ilişkiler yan yana ilerler. Edebî Zihin’de bu sayfayı, Cumhuriyet’in ilk onyıllarında değişen hayat biçimlerinin edebiyatı nasıl dönüştürdüğünü izlemek için genel bir tarihsel bağlam olarak kullanıyoruz.



