Bir insan başka bir hayat istediğinde gerçekten başka bir kültürü mü ister?

Yoksa daha rahat hareket edebilmeyi, daha görünür olmayı, farklı insanlarla karşılaşmayı ve kendi hayatının dışında başka ihtimaller bulunduğunu hissetmeyi mi?

Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanında Neriman’ın önünde ilk bakışta iki taraf vardır: Fatih ve Harbiye. Şinasi ve Macit. Alaturka ve alafranga. Doğu ve Batı.

Romanın en bilinen okuması da buradan doğar: Neriman Batı’ya özenir, kendi çevresinden uzaklaşır, sonunda hatasını anlayarak geri döner.

Fakat bu okuma bir soruyu gereğinden hızlı kapatır:

Neriman neden gitmek istemektedir?

Çünkü onun Harbiye’ye duyduğu çekim yalnız düşünsel değildir. Hatta başlangıçta modernliği bir düşünce sistemi olarak kavradığını söylemek bile zordur.

Neriman onu önce görür.

Işıkta, kıyafette, otomobilde, parfümde, pastanede, baloda ve müzikte.

Batı onun karşısına önce bir fikir olarak değil, bir duyular rejimi olarak çıkar.

Bu nedenle Fatih-Harbiyenin çatışması zihinde başlamaz.

Önce şehirde, bedende ve bakışta başlar.

Harbiye’yi istemek Batı’yı istemekle aynı şey mi?

Neriman Fatih’te babası Faiz Bey’le yaşar. Şinasi hayatının uzun zamandır bildiği tarafına aittir. Aynı çevrenin, aynı alışkanlıkların ve aynı müzik dünyasının içindedir.

Macit ise yalnız başka bir erkek değildir.

Onun çevresinde başka bir hayat biçimi görünür olur.

Daha varlıklı insanlar, farklı eğlence biçimleri, otomobil, balo, şık kıyafetler ve alafranga müzik…

Bu yüzden Neriman’ın Macit’e duyduğu çekimi yalnız romantik bir ilgi gibi okumak eksik kalır.

Macit, Harbiye’nin insan biçimine bürünmüş hâli gibidir.

Neriman onda yalnızca bir erkeği değil, kendi hayatında bulunmayan imkânları da görür.

Burada romanın “medeniyet meselesi” sınıf meselesine temas eder.

Çünkü Neriman’ın arzuladığı dünyanın çekiciliği yalnız Batılı olmasından kaynaklanmaz.

Aynı zamanda daha varlıklı, daha hareketli ve daha görünür görünmesinden kaynaklanır.

Dolayısıyla şu soruyu sormadan geçemeyiz:

Neriman bir kültürü mü arzuluyor, yoksa o kültürle birlikte sunulan sosyal hareketlilik ihtimalini mi?

Bu ayrım, romanı basit bir Doğu-Batı şemasından çıkarır.

Aynı İstanbul’da iki farklı hayat

Romanın adının iki semtten oluşması tesadüf değildir.

Fatih ile Harbiye başka ülkelerde değildir.

Aynı şehirdedir.

Üstelik aralarında gidip gelmek mümkündür.

Bu durum romanın modernleşme çatışmasını özellikle güçlü kılar. “Öteki dünya” Neriman için soyut veya erişilemez değildir.

Oraya gidebilir.

Bakabilir.

Kıyaslayabilir.

Ve geri dönebilir.

Bu yüzden Fatih-Harbiyede şehir yalnız olayların gerçekleştiği fon değildir.

Neriman’ın kendisini nasıl gördüğünü belirleyen bir mekanizmadır.

Harbiye’yi gördükçe Fatih değişmeye başlar.

Binalar aynı binalardır.

Sokaklar aynı sokaklardır.

Ama Neriman’ın onlara yüklediği anlam artık aynı değildir.

Çünkü karşılaştırma başlamıştır.

İnsan sahip olduğu hayatın sınırlarını çoğu zaman başka bir hayatın mümkün olduğunu gördüğünde fark eder.

Neriman’ın huzursuzluğunun bir bölümü tam olarak buradan doğar.

Modernlik neden önce nesneler hâlinde geliyor?

Fatih-Harbiyede nesneler şaşırtıcı ölçüde önemlidir.

Otomobil.

Elbise.

Parfüm.

Salon.

Pastane.

Müzik aletleri.

Bunlar dekor değildir.

Romanın düşüncesini taşırlar.

Çünkü modernlik Neriman’ın karşısına bir siyasal program ya da felsefi metin olarak çıkmaz.

Giyilebilir, koklanabilir, dinlenebilir ve satın alınabilir biçimlerde görünür olur.

Bu noktada Peyami Safa’nın eleştirisi belirginleşir.

Modernleşmenin yüzeyde kalması, bir toplumun başka bir hayat biçiminin yalnız görünüşlerini taklit etmesi romanın temel kaygılarından biridir.

Fakat Edebi Zihin okuması burada bir adım daha atmalı.

Bu nesneler neden Neriman için çekicidir?

Çünkü onlar yalnız tüketim nesnesi değildir.

Kendini yeniden kurabilme ihtimali taşırlar.

Bir elbise başka türlü görünmeyi, otomobil başka türlü hareket etmeyi, balo başka bir sosyal çevreye girmeyi mümkün kılar.

Neriman’ın arzusunun gücü tam da buradadır.

O, yalnız nesneleri istemez.

Nesnelerin vaat ettiği kişiyi de ister.

Neriman gerçekten iki erkek arasında mı kalıyor?

Şinasi ve Macit’in romandaki işlevi çok açıktır.

Şinasi daha eski çevreyle, Fatih’le ve geleneksel müzikle ilişkilidir.

Macit ise Harbiye-Beyoğlu hattının, paranın, yeni sosyal çevrelerin ve alafranga hayatın içindedir.

Bu nedenle ikisini yalnızca aşk rakipleri olarak görmek romanın kurduğu yapıyı küçültür.

Neriman bir erkek seçerken aynı zamanda iki farklı hayat ihtimalini de tartmaktadır.

Şinasi süreklilik demektir.

Macit değişim ihtimali.

Şinasi bildiği hayatın içindedir.

Macit henüz tam olarak bilmediği hayatın kapısında.

Bu, Macit’i “özgürlük”, Şinasi’yi “baskı” yapmak anlamına gelmez.

Romanın kendisi böyle basit bir karşıtlık kurmaz.

Fakat Neriman’ın gözünden bakıldığında iki erkek farklı geleceklerin taşıyıcısıdır.

Bu nedenle asıl soru “Neriman kimi seviyor?” olmayabilir.

Neriman kimin yanında nasıl bir Neriman olabileceğini düşünüyor?

Müziğin tarafı olur mu?

Romanın Doğu-Batı ayrımı yalnız mimari veya kıyafet üzerinden kurulmaz.

Sesler de bu ayrımın içindedir.

Alaturka ve alafranga müzik iki ayrı beğeni biçimi olmaktan çıkar; farklı kültürel aidiyetlerin dili hâline gelir.

Neriman’ın müzik eğitimi alıyor olması bu nedenle önemsiz bir ayrıntı değildir.

Müzik, onun çatışmasını işitilebilir kılar.

Bir tarafta tanıdığı ses dünyası vardır.

Diğer tarafta daha yeni, daha prestijli ve farklı bir sosyal hayatla özdeşleşen başka sesler.

Neriman’ın değişimi yalnız kimi gördüğüyle değil, hangi sesi hangi hayatla ilişkilendirdiğiyle de ilgilidir.

Ama burada da romanın verdiği hükmü hemen kabul etmek yerine bir soru bırakmak daha değerlidir:

Bir insan yeni bir müzikten hoşlandığında yalnız estetik tercih mi değiştirir, yoksa kendisini başka bir sosyal dünyanın parçası olarak mı hayal etmeye başlar?

Fatih gerçekten huzur mu?

Roman ilerledikçe Harbiye’nin parlaklığı giderek sorgulanır.

Gösteriş, taklit ve yüzeysellik vurgusu güçlenir.

Neriman’ın gözündeki büyü bozulmaya başlar.

Sonunda Fatih, Şinasi ve daha önce uzaklaştığı değerler yeniden anlam kazanır.

Fakat burada romanın finaliyle romanın başını birbirine karıştırmamak gerekir.

Neriman başlangıçta Fatih’ten gerçekten sıkılmıştır.

Çevresini eski bulur.

Tekrardan rahatsız olur.

Hayatının sınırlarını hisseder.

Roman sonunda Harbiye’ye ilişkin yanılgılarını gösterse bile bu ilk huzursuzluğu otomatik olarak geçersiz kılmaz.

Bu ayrım önemli.

Çünkü aksi hâlde şu sonuca varırız:

Neriman yanlış bir yere gitmek istemiştir, dolayısıyla gitmek istemesinin hiçbir gerçek nedeni yoktur.

Oysa roman bize bunun tam tersini de düşündürür.

Harbiye’nin vaatleri yanıltıcı olabilir.

Ama Fatih’ten kaçma isteği gerçektir.

Bir insanın seçtiği çıkış yolu yanlış olabilir; bu, çıkmak istediği odanın dar olmadığı anlamına gelmez.

Neden bütün kriz Neriman’ın bedeninde yaşanıyor?

Romanın bugün hâlâ tartışmaya değer en güçlü taraflarından biri burada ortaya çıkar.

Modernleşme krizi büyük ölçüde Neriman’ın tercihleri üzerinden görünür olur.

Ne giyiyor?

Nereye gidiyor?

Hangi müziği seviyor?

Kiminle görüşüyor?

Nasıl eğlenmek istiyor?

Kiminle evlenecek?

Bunların her biri kişisel tercihten çıkar ve daha büyük bir medeniyet tartışmasının parçasına dönüşür.

Bu durum tesadüf değildir.

Toplumsal dönüşüm tartışmalarında kadın bedeni ve kadın davranışı çoğu zaman değişimin sınırlarının çizildiği alanlardan biri hâline gelir.

Fatih-Harbiye de bu gerilimi taşır.

Neriman’ın arzusuna yalnız “şımarıklık” ya da “özentilik” demek bu nedenle ciddi bir kayıp olur.

Çünkü romanın çatışması tam da onun arzusunun neden bu kadar tehlikeli görüldüğünde saklıdır.

Bir genç kadının başka semtlere gitmesi, farklı giyinmek istemesi veya başka insanlarla karşılaşması neden bütün bir kültürün geleceğiyle ilişkilendirilir?

Bir toplum kendi medeniyet krizini neden bir kadının ne giyeceği, nereye gideceği ve kimi seveceği üzerinden anlatır?

Bu soru, romanın klasik Doğu-Batı okumasını aşan en güçlü kapılardan biridir.

Rus kızının hikâyesi neden bu kadar etkili?

Neriman’ın dönüşümünde dinlediği Rus kızı hikâyesi kritik bir rol oynar.

Bu küçük anlatı, Neriman’a kendi hayatını dışarıdan görme imkânı verir.

Başka bir kadının yaşadıkları onun için bir tür olası gelecek görüntüsüne dönüşür.

Fakat burada dikkat çekici başka bir şey vardır.

Neriman yalnız kendi deneyimlerinden sonuç çıkarmıyordur.

Ona bir hikâye aracılığıyla hangi arzunun nereye varabileceği de gösterilmektedir.

Bu nedenle Rus kızı anlatısı yalnız olay örgüsünü ilerleten bir ayrıntı değildir.

Romanın didaktik mekanizmalarından biridir.

Neriman kendisini başka bir kadının hikâyesi içinde görmeye başladıkça kendi tercihlerini yeniden değerlendirir.

Buradaki kritik soru şudur:

Neriman karar mı veriyor, yoksa roman ona hangi kararın doğru olduğunu öğretiyor mu?

İkisi aynı anda mümkün olabilir.

Karakter gerçekten hayal kırıklığı yaşayabilir.

Aynı zamanda anlatı bu hayal kırıklığını belirli bir ideolojik sonuca doğru yönlendirebilir.

Ferit konuştuğunda kim konuşuyor?

Romanın düşünsel çözümü yalnız Neriman’ın iç dünyasından çıkmaz.

Ferit gibi karakterler medeniyet, kültür ve müzik üzerine konuşarak çatışmanın nasıl yorumlanması gerektiğini açık biçimde dile getirir.

Ferit bu nedenle yalnız olay örgüsünün bir kişisi değildir.

Romanın kendi düşünsel açıklama mekanizmasının parçasıdır.

Bu konuşmalar Neriman’ın yaşadığı dağınık deneyimleri daha düzenli bir fikre dönüştürür.

Harbiye’nin cazibesi yeniden sınıflandırılır.

Taklit ile gerçek modernleşme birbirinden ayrılmaya çalışılır.

Neriman’ın yaşadığı kişisel kriz daha büyük bir kültürel şemanın içine yerleştirilir.

Fakat romanın açıklamasıyla romanın ürettiği bütün sorular aynı şey değildir.

Ferit bir cevap verir.

Metin ise bu cevaptan daha büyük bir problem yaratmış olabilir.

Neriman sonunda kendini mi buluyor?

Romanın geleneksel okumasında Neriman yanlış hayranlığından kurtulur.

Kendi değerlerini yeniden görür.

Şinasi’ye yaklaşır.

Fatih’le barışır.

Bunun karakter açısından gerçek bir dönüşüm olduğunu yok saymak doğru olmaz.

Ama finalin başka bir katmanı daha vardır.

Başlangıçta şehirde dolaşmak, görünmek, eğlenmek, farklı giyinmek ve başka bir sosyal dünyanın içine girmek isteyen Neriman’ın arzuları yeniden sınırlandırılır.

Roman ona yalnızca “Harbiye sandığın şey değil” demez.

Aynı zamanda hangi arzuların daha meşru olduğunu da gösterir.

Bu yüzden finali sadece “özünü buldu” cümlesiyle kapatmak metnin gerilimini azaltır.

Daha dengeli bir okuma şudur:

Neriman’ın dönüşü hem gerçek bir hayal kırıklığının sonucudur hem de romanın onu belirli bir değer sistemine yeniden hizalamasıdır.

Bunlardan yalnızca birini seçmek zorunda değiliz.

Fatih-Harbiye aslında ne anlatıyor?

Roman elbette modernleşme hakkındadır.

Doğu ve Batı hakkındadır.

Taklit, kimlik ve kültür hakkındadır.

Ama bunların hepsini bir insanın günlük hayatında görünür hâle getirir.

Neriman'ın meselesi yalnız hangi medeniyeti seçeceği değildir.

Kendisi için hangi hayatın mümkün olduğunu anlamaya çalışır.

Bu arayışın içinde sınıf vardır.

Şehir vardır.

Kadın olmak vardır.

Görünürlük vardır.

Aşk vardır.

Müzik vardır.

Tüketim vardır.

Ve en önemlisi, başka türlü yaşayabilmenin hayali vardır.

Belki Neriman Harbiye’ye gereğinden fazla anlam yükler.

Belki Macit’i ve onun çevresini idealize eder.

Belki romanın eleştirisinin önemli bir bölümü haklıdır.

Ama bütün bunlardan sonra hâlâ bir soru kalır:

Neriman’ın başka bir hayat istemesi neden başlı başına bir sorun hâline gelir?

Fatih-Harbiyeyi bugün hâlâ canlı tutan şey belki de Peyami Safa’nın verdiği cevap değil, romanın bu cevabı verirken açık bıraktığı alandır.

Aynı şehirde daha hareketli, daha parlak ve daha görünür bir hayat gördüğünde onu isteyen bir genç kadın…

Ve onun kişisel arzusu üzerinden tartışılan bütün bir medeniyet.

Fatih-Harbiye’nin asıl gerilimi belki Doğu ile Batı arasında değil; bir insanın kendisi için başka bir hayat istemesiyle, o hayatı ona hangi toplumun ve hangi anlatının uygun göreceği arasındadır.