Neriman neden bu kadar büyük bir mesele hâline gelir?
Sonuçta istediği şeyler ilk bakışta son derece kişiseldir.
Başka yerlere gitmek ister.
Başka türlü giyinmek ister.
Farklı insanlarla görüşmek, farklı müzikler dinlemek, baloya gitmek ve kendisini alıştığı çevrenin dışında görmek ister.
Bunların hiçbiri tek başına bir medeniyet krizine benzemiyor.
Fakat Peyami Safa’nın Fatih-Harbiyesinde Neriman’ın tercihleri yalnızca Neriman’a ait kalmaz.
Ne giydiği, nereye gittiği, kimi sevdiği ve nasıl bir hayat istediği giderek Doğu ile Batı arasındaki büyük tartışmanın içine çekilir.
Bir genç kadının kişisel arzusu, bütün bir toplumun kendisi hakkında sorduğu soruların taşıyıcısına dönüşür.
İşte romanın bugün hâlâ güçlü olan ama aynı zamanda en fazla sorgulanmayı hak eden taraflarından biri burada başlar:
Bir toplum kendi modernleşme krizini neden genç bir kadının hayatı üzerinden anlatır?
Neriman gerçekten ne istiyor?
Neriman’ın arzusunu yalnızca “Batı hayranlığı” diye tarif etmek kolaydır.
Ama bu tanım aynı zamanda çok şey kaybettirir.
Çünkü Neriman bir düşünce sistemini okuyup benimsemiş biri gibi hareket etmez.
Onu çeken dünya önce soyut fikirlerle değil, somut deneyimlerle karşısına çıkar.
Kıyafet.
Parfüm.
Otomobil.
Balo.
Pastane.
Müzik.
Daha şık görünen insanlar.
Daha hareketli sokaklar.
Kendi çevresinde bulunmayan sosyal ilişkiler.
Bu nedenle Neriman’ın arzusu yalnız kültürel değildir.
Sınıfsaldır, mekânsaldır ve bedenseldir.
Harbiye’ye yöneldiğinde yalnız başka bir düşünce biçimine yaklaşmıyordur.
Başka türlü görünmenin, hareket etmenin ve fark edilmenin mümkün olduğu bir dünyaya yaklaşmaktadır.
Bu yüzden asıl soru “Neriman neden Batı’yı seviyor?” olmayabilir.
Daha güçlü soru şudur:
Neriman neden kendi hayatından başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmak istiyor?
Bir kadının şehirde hareket etmesi neden önemlidir?
Fatih-Harbiyenin modernleşme tartışması yalnız evlerin içinde geçmez.
Neriman şehirde hareket eder.
Semt değiştirir.
İnsanları gözlemler.
Başka sosyal çevrelere yaklaşır.
Ve hareket ettikçe kendi hayatını karşılaştırabileceği yeni ölçüler edinir.
Bu ayrıntı özellikle önemlidir.
Çünkü insan yalnızca yeni bir yere gitmez.
Yeni bir yere gittiğinde kendisine de başka bir yerden bakmaya başlar.
Neriman’ın Fatih’e yabancılaşmasında Harbiye’yi görmüş olmasının payı vardır.
Daha önce doğal kabul ettiği şeyler karşılaştırma başladığında değişir.
Tanıdık çevre eski görünebilir.
Şinasi’nin dünyası daha kapalı hissedilebilir.
Gündelik hayatın tekrarları daha görünür hâle gelebilir.
Modernleşme üzerine toplumsal cinsiyet ve kent ilişkisini inceleyen araştırmaların Fatih-Harbiyeyi önemli bulduğu yerlerden biri de budur: kadın karakterin kentle ilişkisi, kimlik ve aidiyet sorunundan ayrı düşünülemez.
Neriman’ın şehirdeki hareketi bu nedenle yalnız olay örgüsünün ihtiyacı değildir.
Kendi hayatının sınırlarını görmesinin koşullarından biridir.
Görünür olmak neden bu kadar çekici?
Neriman’ın arzusunda çoğu zaman gözden kaçan bir boyut vardır:
görünürlük.
Fatih’te onun kim olduğu büyük ölçüde bellidir.
Faiz Bey’in kızıdır.
Şinasi’nin uzun zamandır tanıdığı genç kadındır.
Belirli bir çevrenin içinde belirli bir geçmişe sahiptir.
İnsanlar onu zaten tanımaktadır.
Harbiye-Beyoğlu dünyasının cazibesi ise farklıdır.
Orada kendisini yeniden sunabilme ihtimali vardır.
Başka türlü giyinebilir.
Başka ortamlarda bulunabilir.
Başka insanların bakışına girebilir.
Tanıdık Neriman olmak zorunda olmadığı bir alan açılır.
Bu, mutlaka özgür olduğu anlamına gelmez.
Çünkü yeni çevrenin de kendi kuralları, sınıf işaretleri ve görünüş kodları vardır.
Ama Neriman’ın gözünden bakıldığında önemli olan önce ihtimaldir.
Kendisini yeniden tasarlayabileceği düşüncesi.
Belki de bu nedenle kıyafet, kozmetik ve eğlence gibi ayrıntılar romanda yüzeysel görünmelerine rağmen büyük bir anlam taşır.
Neriman için yüzey bazen yalnız yüzey değildir.
Kendisini değiştirebilmenin görünen kısmıdır.
Kıyafet gerçekten yalnızca kıyafet mi?
Peyami Safa modernleşmenin yüzeyde kalmasına karşı son derece kuşkucudur.
Roman, başka bir kültürün maddi biçimlerini taklit etmenin gerçek bir medeniyet değişimi olmadığını tekrar tekrar düşündürür.
Bu eleştirinin kendi içinde güçlü bir tarafı vardır.
Bir toplum yalnızca tüketerek, giyinerek veya görünüşünü değiştirerek teknik ve düşünsel dönüşüm gerçekleştirmiş olmaz.
Fakat mesele Neriman olduğunda aynı nesnelere başka bir açıdan da bakabiliriz.
Bir elbise Neriman için yalnız tüketim değildir.
Kamusal alanda nasıl görüneceğini değiştirir.
Bir balo yalnız eğlence değildir.
Başka bir sosyal grubun içine girme ihtimalidir.
Bir otomobil yalnız zenginlik göstergesi değildir.
Şehirde hareket etmenin başka bir biçimidir.
Bir parfüm yalnız koku değildir.
Kendisini ait hissetmek istediği dünyanın duyusal işaretidir.
Böyle bakınca romanın “yüzey” dediği şeylerin Neriman’ın hayatında neden bu kadar güçlü olduğu daha anlaşılır hâle gelir.
Çünkü yüzey, onun toplumsal olarak nasıl okunacağını da değiştirir.
Neden medeniyet tartışmasının merkezinde bir kadın var?
Burada romandan biraz uzaklaşıp daha büyük soruya dönmek gerekiyor.
Neden modernleşme kaygısı Neriman’ın üzerinde bu kadar yoğunlaşır?
Neden bir erkeğin yeni bir teknolojiye, yeni bir mesleğe ya da başka bir düşünceye yönelmesi yerine genç bir kadının kıyafeti, aşkı ve eğlence hayatı bu kadar sembolik önem kazanır?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Fakat erken Cumhuriyet modernleşmesini kent ve toplumsal cinsiyet açısından ele alan çalışmalar, kadınların kamusal mekânda nasıl temsil edildiğinin daha geniş toplumsal dönüşümün önemli göstergelerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.
Yeni kadın nasıl görünecek?
Nerede bulunacak?
Kiminle görüşebilecek?
Gelenekle ilişkisini nasıl sürdürecek?
Modern hayatın hangi biçimleri kabul edilebilir olacak?
Böylece kadın karakter yalnız birey olarak değil, toplumun kendi geleceği hakkında düşündüğü bir alana dönüşebilir.
Fatih-Harbiyede Neriman tam da böyle bir yük taşır.
Kendi hayatıyla ilgili kararları, romanın içinde kültürel aidiyetin işaretleri hâline gelir.
Neriman’ın şehirdeki hareketi, görünüşü ve tercihleri, romanın Doğu-Batı çatışmasını görünür kıldığı başlıca alanlardan birine dönüşür.
Peki Neriman özgür mü?
Bu soruya yalnız “evet” ya da “hayır” cevabı vermek romanı basitleştirir.
Neriman hareket eder.
Seçimler yapar.
Şinasi’den uzaklaşır.
Macit’e yaklaşır.
Yeni çevrelere girer.
Kendi hayatından memnun olmadığını açık biçimde hisseder.
Bu anlamda edilgen değildir.
Fakat onun arzusu boşlukta da oluşmaz.
Harbiye’nin sınıfsal cazibesi, yeni tüketim biçimleri, erkeklerin bakışı, aile ilişkileri ve romanın ideolojik yönlendirmesi bu arzunun etrafında sürekli çalışır.
Bu nedenle Neriman’ı tamamen bağımsız bir özne gibi görmek de, hiçbir iradesi olmayan bir kurban gibi görmek de yetersizdir.
O seçim yapan ama seçimleri belirli toplumsal dünyalar tarafından biçimlendirilen bir karakterdir.
Belki modern bireyin en tanıdık çelişkilerinden biri de budur.
Arzularımız bize ait görünür.
Ama neyi arzulayabileceğimizi bize içinde yaşadığımız dünya da öğretir.
Macit gerçekten arzunun nedeni mi?
Macit çoğu okumada Neriman’ın Batı’ya yönelişinin başlıca nedeni gibi görünür.
Fakat olayları tersinden düşünelim.
Neriman zaten kendi çevresinden huzursuz olmasaydı Macit aynı etkiyi yaratabilir miydi?
Macit belki arzunun kaynağı değildir.
Arzunun yönünü somutlaştıran kişidir.
Onun çevresinde para, eğlence, hareket ve yeni bir sosyal statü görünür olur.
Bu nedenle Macit’in çekiciliği kişiliğinden tamamen ayrı değildir ama kişiliğine de indirgenemez.
O, Neriman’a bir dünyanın giriş kapısını gösterir.
Bu noktada aşk ile sınıfsal arzu birbirine karışır.
Neriman bir erkeği mi istemektedir?
Yoksa o erkeğin içinde bulunduğu sosyal çevrede nasıl bir hayat yaşayabileceğini mi?
Roman bu ikisini özellikle birbirine yaklaştırır.
Ve tam da bu nedenle Neriman’ın seçimini salt romantik bir karar olarak okumak mümkün olmaz.
Roman Neriman’ın arzusuna güveniyor mu?
Kısa cevap:
pek değil.
Fatih-Harbiye, Neriman’ın Harbiye’ye yüklediği anlamı giderek sorgular.
Parlak görünen hayatın yüzeyselliğini gösterir.
Taklit ile gerçek ilerleme arasındaki farkı vurgular.
Neriman’ın büyülenmesinin çözülmesini sağlar.
Romanın ilerleyen bölümlerindeki anlatılar ve düşünsel konuşmalar onun yönünü yeniden değiştirir.
Bu nedenle Neriman’ın dönüşünü yalnız kendi içinden doğan spontane bir karar gibi değerlendirmek yeterli değildir.
Roman da bu kararın üretilmesine katılır.
Başka bir ifadeyle anlatı, karakterini yalnız izlemiyor.
Onu ikna ediyor.
Bu durum eserin didaktik tarafını görünür hâle getirir.
Neriman’ın Harbiye’ye ilişkin hayal kırıklığının gerçek olmasıyla romanın onu belirli bir sonuca doğru yönlendirmesi birbirini dışlamaz.
İkisi aynı anda gerçekleşebilir.
“Doğru” kadın kim?
Romanın sonunda Neriman’ın geri dönüşü yalnız kültürel bir tercih olarak okunursa önemli bir gerilim kaybolur.
Çünkü değişen yalnızca hangi müziği veya hangi semti sevdiği değildir.
Onun için kabul edilebilir hayatın sınırları da yeniden belirlenir.
Daha önce çekici gördüğü hareket, eğlence, görünürlük ve tüketim biçimleri artık başka anlamlar taşımaktadır.
Burada roman dolaylı olarak bir kadınlık modeli de üretir.
Hangi arzunun makul olduğu.
Hangi sosyal hareketin risk taşıdığı.
Hangi erkekle kurulacak ilişkinin daha güvenli olduğu.
Hangi modernleşme biçiminin kabul edilebilir olduğu.
Fakat bugünden geriye bakıp Neriman’a basitçe “özgürleşemedi” demek de aynı ölçüde kolaycı olur.
Çünkü onun yaşadığı çatışmayı kendi tarihsel bağlamından koparamayız.
Edebi Zihin’in amacı finali mahkûm etmek değil.
Finalin hangi değerleri doğal ve doğru göstermeye çalıştığını görünür kılmak.
Neriman’ın arzusu neden hâlâ önemli?
Çünkü Neriman’ın sorusu yalnız 1931’e ait değildir.
İnsan kendisine gösterilen başka hayatları ne kadar kendi isteğiyle arzular?
Bir şehir, bir kıyafet, bir sosyal çevre veya bir yaşam biçimi bize neden daha iyi görünür?
Kendi hayatımızdaki eksiklikler yüzünden mi?
Başkalarının bize gösterdiği prestij işaretleri yüzünden mi?
Yoksa ikisi aynı anda mı?
Neriman’ın hikâyesinde bunların hepsi birbirine karışır.
Bu yüzden onu yalnız yanlış Batılılaşmanın örneği diye okumak karakterin en ilginç tarafını siler.
Neriman bir kültür tartışmasının kuklası olmaktan fazlasıdır.
Kendi hayatına bakar ve başka türlü yaşamanın mümkün olduğuna inanır.
Roman ise ona bu arzunun bedelini ve sınırlarını gösterir.
Belki Fatih-Harbiyenin hâlâ güçlü sorusu tam olarak budur:
Bir kadının kendisi için başka bir hayat istemeye başladığı anda, bu istek neden yalnız ona ait olmaktan çıkar?
Çünkü Neriman’ın arzusu romanda yalnız kişisel değildir.
Şehirden sınıfa, kadınlıktan kültürel kimliğe kadar daha büyük bütün gerilimler onun üzerinde buluşur.
Ve tam da bu nedenle Neriman’ın ne istediğini sormak, yalnız bir roman karakterinin iç dünyasını anlamak değildir.
Bir toplum değişirken genç bir kadının arzularının neden kültürel aidiyet tartışmasının taşıyıcısına dönüştüğünü de sormaktır.
Fatih-Harbiye’nin genel modernleşme, sınıf ve kimlik okumasını ana incelemede sürdürebilirsin.




