Mitin içindeki boşluğu kim doldurur?

Antik bir anlatıyı bugüne taşımak, yalnızca tanrıların adlarını çağdaş kişilerle değiştirmek değildir. Anne Carson’ın şiirsel düşüncesi, eski hikâyenin hangi sesleri duyulur kıldığını ve hangilerini susturduğunu araştırır. Kırmızının Otobiyografisi’nde bu soru Geryon’un bedenine ve sesine yerleşir; Kocanın Güzelliği’nde ise bir evliliğin belleği, güzelliğin hakikatle ilişkisini sınar. İki eseri birleştiren şey aynı aşk hikâyesini anlatmaları değil, kendiliğinden doğru kabul edilen anlatı kalıplarına güvenmemeleridir.

Stesikhoros: kahramanın başarısından canavarın bakışına

Geryon, Herakles’in sığırları ele geçirdiği mitolojik anlatının figürlerinden biridir. Antik şair Stesikhoros’un parçalar hâlinde günümüze ulaşan Geryoneis’i, Carson için tamamlanacak bir eksik metin değil, yeniden sorulacak bir sorudur. Geleneksel kahramanlık çerçevesinde Geryon’un ölümü, Herakles’in işini tamamlamasına hizmet eder. Carson ise sonucu bilen okuru başlangıca döndürür: Geryon nasıl büyümüştür, nasıl arzulamıştır, kendi bedeniyle nasıl yaşamıştır? Böylece mitin odağı zaferden deneyime kayar. Buradaki eleştirel güç, Herakles’i tek boyutlu bir kötüye çevirmekte değil, kahramanın bakışının bütün hikâye olmadığını göstermektedir.

Kanatlar, kırmızı ve farklılığın dili

Carson’ın Geryon’u kırmızı ve kanatlıdır. Bu özellikleri salt dışlanmanın alegorisi saymak kolaydır; fakat metnin etkisi, farklılığı tek bir anlama sabitlememesinden gelir. Kanatlar hem görünür olmanın yükünü hem başka bir hareket olasılığını düşündürür. Kırmızı, bedenin maddiliği kadar tutkunun, utancın ve hatırlamanın değişken tonlarını taşır. Geryon’un çocuklukta yaşadığı istismar, farklılığın romantikleştirilemeyeceğini hatırlatır: Kişinin kendini anlatması, ona yöneltilmiş şiddeti geriye dönük olarak silmez. Otobiyografi burada eksiksiz bir itiraf değil, başkalarının tanımladığı bir hayat üzerinde söz hakkı kazanma çabasıdır.

Fotoğraf: anlatmanın başka bir yolu

Geryon’un fotoğraf makinesi, anlatıdaki önemli karşı araçlardan biridir. Fotoğraf bir anı kadraja alırken onun öncesini ve sonrasını dışarıda bırakır; otobiyografi de seçme ve dışarıda bırakma üzerine kurulur. Geryon’un fotoğrafa yönelmesini yalnızca sessizliğin yerine geçen bir hobi olarak değil, dünyaya nasıl bakacağını belirleme girişimi olarak okumak mümkündür. Carson, görüntüyle şiiri birbirine yaklaştırır: İkisi de bütünü teslim etmez, okuru eksik kalanla yüzleşmeye zorlar.

Volkan: iç dünyanın basit simgesi değil

Eserde volkanların yinelenmesi, Geryon’un duygularını doğrudan doğaya tercüme eden bir denklem değildir. Volkan hem jeolojik bir gerçeklik hem zaman içinde biriken ve ansızın görünür olan kuvvetleri düşünmenin aracıdır. Carson’ın kırmızı, ateş ve taş arasında kurduğu çağrışımlar, beden ile yeryüzü arasındaki sınırı geçirgen kılar. Yine de her volkan görüntüsünü tek bir travmanın şifresi saymak metnin çok anlamlılığını azaltır. Daha verimli soru, bu imgelerin Geryon’un kendi hikâyesini görme biçimini nasıl değiştirdiğidir.

Keats’in sorusu: güzellik hakikati garanti eder mi?

Kocanın Güzelliği’nin çıkış noktalarından biri John Keats’in Grek Vazosuna Ode’unda güzellik ile hakikati yan yana getiren düşüncesidir. Carson bu önermeyi bir ahlak kuralı olarak benimsemez; aksine güzel bulunan bir insanın yalan söyleyebilmesi üzerine düşünür. Anlatıcının kocasına duyduğu çekim, onun güvenilirliğini kanıtlamaz. Buradaki trajedi, anlatıcının gerçeği hiç görmemesi değil, gördüğü gerçeğin arzuyu kendiliğinden sona erdirmemesidir. Bu ayrım, Carson’ın aşkı bir aldanma dersi olmaktan kurtarır.

Yirmi dokuz tango ve kırılmış süreklilik

Kocanın Güzelliği kendisini yirmi dokuz tangodan oluşan kurmaca bir deneme olarak tanımlar. Tango, ilişkinin süsü değildir: yakınlık, karşı hareket, tekrar ve gecikme, anlatının düşünme ritmine dönüşür. Okur olayları kesintisiz bir evlilik kroniği gibi tüketemez. Her bölüm, daha önce söylenenin anlamını yeniden düzenler. Burada biçim, anlatıcının belleğini taklit etmekten fazlasını yapar; okuru da bir önceki yargısına geri dönmeye zorlar. Arzunun doğrusal olmaması, metnin ilerleyişinde hissedilir.

İki eser arasındaki gerçek bağ

Geryon’un hikâyesi ile evlilik anlatısı birbirinin aynası değildir. İlki mitolojik bir canavara çocukluk, cinsellik, sanat ve yolculuk boyunca genişleyen bir özne alanı açar; ikincisi güzelliğin çekimiyle gerçeğin bilgisi arasındaki çatışmayı şiirsel bir deneme hâline getirir. Birinde Herakles’in mitik üstünlüğü, diğerinde güzel kocanın duygusal üstünlüğü sorgulanır; ancak iki erkek figürü de aynı karaktere indirgenemez. Ortak olan, arzulanan kişinin anlatıyı tek başına belirleme gücünün kırılmasıdır.

Sonuç: anlatmak, hüküm vermekten daha zordur

Carson’ın şiiri okuru kolay bir kurtuluş anlatısıyla ödüllendirmez. Geryon kendi hikâyesini anlatırken geçmişini iptal edemez; evlilik anlatıcısı da ihaneti bilerek geçmişteki güzelliği yok sayamaz. İki eser, edebiyatın kesin hüküm üretmekten çok çelişkili deneyimleri taşıma kapasitesini gösterir. Bu nedenle Carson’ı yalnızca mitin modernleştiricisi veya aşkın şairi olarak tanımlamak eksiktir. Onun asıl yeniliği, anlatma hakkının kime ait olduğunu biçimin içinde yeniden tartışmaya açmasıdır.