Kırmızının Otobiyografisi
Autobiography of Red
Anne Carson
Anne Carson’ın Kırmızının Otobiyografisi, kırmızı kanatlı Geryon’un büyümesini, Herkül’e duyduğu aşkı ve kendini tanıma çabasını anlatan bir manzum roman. Antik bir hikâyeden bugüne uzanırken sevilmekle anlaşılmak arasındaki mesafeyi düşündürüyor.
Kitabın künyesi

Metnin içinde kalan iz.
Kırmızının Otobiyografisi ne anlatıyor?
Anne Carson’ın Kırmızının Otobiyografisi, Geryon adlı kırmızı kanatlı bir karakterin çocukluktan yetişkinliğe uzanan hayatını ve Herkül adlı bir gence duyduğu aşkı anlatır. Antik Yunan mitolojisinden gelen bu iki isim, çağdaş bir büyüme hikâyesinde karşılaşır. Geryon’un farklılığı bedeninde görünürdür; onu anlamaya çalışırken karşılaştığımız duygularsa oldukça tanıdıktır. Sevilme isteği, başkasının yanında kendini eksik hissetmek, bir bakışa gereğinden fazla anlam yüklemek.
İnsan bazen sevdiği kişinin kendisine nasıl baktığını, kendisi hakkında bildiği her şeyin önüne koyar. O bakış değiştiğinde kendi değeri de değişmiş gibi gelir. Geryon’un hikâyesine bu kırılganlıktan yaklaşabiliriz: Bir başkasının sevgisini beklerken kendi hayatımızda ne kadar yer kaplarız?
Geryon: Kendine başkasının gözünden bakmak
Mitolojik hikâyenin arkasında Herakles’in görevleri ve Geryon’la karşılaşması vardır. Carson, Stesikhoros’un şiirinden kalan parçalarla ilişki kurarak Geryon’un duygularına, büyümesine ve dünyayı algılayışına yaklaşır. Böylece dışarıdan görülen bedenle içeriden yaşanan hayat arasındaki mesafe belirginleşir.
Birine “canavar” demek, onun hakkında düşünmeyi ne kadar kolaylaştırır? Böyle bir adlandırmanın ardından o kişinin korkusunu, utancını ya da yakınlık arzusunu duymak zorlaşabilir. Geryon’a yaklaştıkça, bir varlığı tanımlamakla onu tanımak arasındaki fark üzerinde dururuz.
Herkül’e duyduğu aşk da bu soruyu büyütür. Birinin bizi arzulaması, bizi anladığı anlamına gelir mi? Sevildiğimiz anlarda bile kendimizi neden yabancı hissederiz? Kitabı kimlik ve aidiyet üzerine düşünmeye açan yollardan biri, bu soruların kolayca kapanmamasıdır.
Fotoğraf ve kendi bakışını kurmak
Fotoğraf, Geryon’un hayatında önemli bir yer tutar. Kameranın arkasına geçtiğinde dünyaya nereden bakacağını, neyi çerçevenin içinde tutacağını seçebilir. Başkalarının gözünde nasıl göründüğüyle uğraşan bir karakter için bu yön değişikliği anlamlıdır.
Fotoğrafı burada kendi bakışını kurma çabasının bir parçası olarak okuyabiliriz. Geryon’un gördükleri, onun dünyayla kurduğu ilişkinin izlerini taşır. Bir görüntüye yönelmek, bazen henüz söyleyemediği bir duygunun çevresinde dolaşmasına imkân verir. Kendi hikâyesinin biçimini arayan birinin elinde kamera da anlatmanın yollarından birine dönüşür.
Şiirle roman arasında bir okuma
Kırmızının Otobiyografisi bir manzum romandır. Olayları ve karakterleri takip ederken şiirin yoğun, çağrışımlara açık diliyle karşılaşırız. Bir görüntü ya da beklenmedik bir kelime, hikâyenin akışında bizi durdurabilir. Bu nedenle kitapla kurulacak ilişki, yalnızca bundan sonra ne olacağını merak etmekten daha yavaş bir dikkat de isteyebilir.
Başlığındaki “otobiyografi”, Geryon’un kendini anlatma çabasına açılır; eser, Anne Carson’ın yaşamöyküsü olarak okunmamalıdır. Antik metinlerle ilgili önbilgi bazı bağlantıları görünür kılabilir. İlk okumada ise Geryon’un neye baktığını, kimlerin yanında sustuğunu ve kendisini nasıl ifade etmeye çalıştığını izlemek bir başlangıç olabilir.
Türkçe baskısı
Kırmızının Otobiyografisi, Aslı Biçen’in çevirisiyle Metis Yayınları tarafından yayımlandı. İlk Türkçe basımı Mart 2012 tarihli olan kitap 168 sayfadır.
Geryon’un hikâyesinin ardından kalan sorulardan biri şudur: Kendimizi anlatırken, bizi başkalarının gözünde kabul edilebilir kılmaya mı çalışıyoruz; yoksa kendi gördüğümüz hayatı anlatacak bir dil mi arıyoruz?
Geryon’un hikâyesi sana şunu düşündürdü mü: Kendimizi anlatırken kendi bakışımıza mı güveniyoruz, yoksa bizi tanımlayan insanların sesini mi sürdürüyoruz?
Kırmızının Otobiyografisi, başkalarının “canavar” dediği bir varlığın dünyayı nasıl gördüğüne yaklaşır. Anne Carson, miti gündelik hayatla, şiiri büyüme hikâyesiyle buluştururken bakışımızı Geryon’a çevirir. Biz bu kitabı, insanın kendisini başkalarının tanımlarından kurtarıp kendi hikâyesini kurma çabasını düşünmek için seçtik.
Neden okumalı?
Şiirle roman arasındaki sınırda dolaşmayı, imgeler üzerinde durmayı ve bir karakterin iç dünyasına yaklaşmayı seviyorsan. Aşkın, farklı hissetmenin ve kendine bir yer aramanın kolay cevaplara sığmayan yanlarını okumak istiyorsan.
Şu sıralar olayların açıkça ilerlediği, dili kolayca çözülen ve seni dinlendiren bir anlatı arıyorsan. Çocuklukta istismar, kırılganlık ve karşılıksız arzuya değinen bir metinle karşılaşmak istemiyorsan.
Başlığındaki otobiyografi sözcüğü seni yanıltmasın: Bu, Anne Carson’ın yaşam öyküsü değil. Antik mitin kırmızı, kanatlı Geryon’u burada kendi hayatını anlamaya çalışan bir gence dönüşür. Mitolojiyi önceden bilmen gerekmez; girişteki parçaları ağır ağır oku ve her imgeyi hemen çözmek zorunda olmadığını hatırla.
Kitabın açtığı düşünceler.
Kimlik
Kimlik, yalnız “ben kimim?” sorusunun cevabı değildir. İnsan kendisini nasıl görür, başkaları onu nasıl tanımlar ve toplum ondan kim olmasını bekler? Edebizihin’de kimlik temasını bu çatışmaların içinden okuyoruz.
Yabancılaşma
Yabancılaşma, insanın yalnız çevresine değil; yaptığı işe, yaşadığı hayata ve bazen kendi benliğine bile uzak düşmesidir. Edebiyatta modern insanın en güçlü çatışmalarından biri olan bu duygunun farklı eserlerde aldığı biçimlerin izini sürüyoruz.
Aşk
Edebiyatta aşk yalnız iki insanın birbirini sevmesi değildir. Arzu, idealizasyon, kayıp, kıskançlık, güç ve görülme ihtiyacı da aşk hikâyelerinin içinde yer alır. Bu tema altında aşkın farklı eserlerde aldığı biçimleri inceliyoruz.
Yalnızlık
Yalnızlık, yalnız kalmaktan daha fazlasıdır. Edebiyatta bazen insanın çevresinden, bazen sevdiğinden, bazen de kendi hayatından uzaklaşmasının adı olur. Bu tema altında yalnızlığın farklı eserlerde nasıl değiştiğini ve karakterleri nasıl dönüştürdüğünü takip ediyoruz.
Kırmızının Otobiyografisi çevresindeki yollar
Kitaptan yazara, yazardan temaya; aynı düşüncenin Edebi Zihin arşivindeki diğer duraklarına geç.
Kimlik
Kimlik, yalnız “ben kimim?” sorusunun cevabı değildir. İnsan kendisini nasıl görür, başkaları onu nasıl tanımlar ve toplum ondan kim olmasını bekler? Edebizihin’de kimlik temasını bu çatışmaların içinden okuyoruz.
Yabancılaşma
Yabancılaşma, insanın yalnız çevresine değil; yaptığı işe, yaşadığı hayata ve bazen kendi benliğine bile uzak düşmesidir. Edebiyatta modern insanın en güçlü çatışmalarından biri olan bu duygunun farklı eserlerde aldığı biçimlerin izini sürüyoruz.
Kanada
Kanada edebiyatında geniş coğrafyalar, evlerin ve insanların iç dünyalarıyla buluşur. Yerli halkların anlatılarından İngilizce ve Fransızca edebiyatlara, göçle taşınan hikâyelere uzanan bu dünyada hafıza, dil ve aidiyet farklı seslerle karşılık bulur.
Arjantin
Arjantin edebiyatı, Buenos Aires’in sokaklarından Pampa’nın açık ufkuna uzanır. Göç, hafıza, siyasal şiddet ve gündelik hayatın içinden doğan tekinsizlik; öyküyle romanın sınırlarını sürekli yeniden kurar.
Bir kitaptan diğerine.
Bu kitaba hazırlanmak için

Dönüşüm
Gregor Samsa’nın değişen bedeni, insanın başkalarının gözünde nasıl yabancılaşabildiğini düşündürür. Bu soruyla Geryon’a yaklaşmak, onun farklılığını yalnızca görünüşünde değil, ilişkilerinde ve kendine bakışında da okumaya alan açar.
Kitabı keşfet →
Beyaz Geceler
Beyaz Geceler, yalnızlıkla beslenen aşkın beklenti ve hayal kırıklığı arasındaki hareketini izler. Bu kısa anlatıdan Geryon’un dünyasına geçmek, sevilme isteğinin insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi nasıl etkilediğini düşünmeye yardımcı olur.
Kitabı keşfet →


