Canavar diye anılan kişinin otobiyografisi
Bir hikâyede canavar olarak görünmek ile o hikâyeyi anlatmak aynı şey değildir. Anne Carson, Kırmızının Otobiyografisi’nde Geryon’u Herakles’in karşısındaki engel olmaktan çıkarıp kendisini anlamaya çalışan bir anlatı öznesine dönüştürür. Başlıktaki otobiyografi sözcüğü bu nedenle ironik bir vaat taşır: Okur hayatın düzenli dökümünü beklerken şiir, çocukluk anıları, imgeler, kesintiler ve yeniden karşılaşmalarla ilerler. Geryon’un kendisi hakkında söyleyebilecekleri, onun hakkında önceden söylenmiş mitin sınırlarını aşmaya çalışır.
Stesikhoros’tan Carson’a: değişen merkez
Geryon, Herakles’in sığırları ele geçirmesine ilişkin antik anlatının bir figürüdür. Stesikhoros’un Geryoneis’inden kalan parçalar, Carson’ın kitabının edebî arka planını oluşturur. Ancak Carson antik metni satır satır yeniden kurmaz; onun yönünü değiştirir. Mitin kahramanlık ekseninde ölümle sonlanan figür, modern anlatıda büyüyen, seven, fotoğraf çeken ve seyahat eden bir genç olur. Buradaki dönüşümün önemi yalnızca canavarın insanileştirilmesi değildir. Eser, canavar diye adlandırmanın kimin bakış açısından üretildiğini sorgular.
Kırmızı bedenin tek bir karşılığı yoktur
Geryon kırmızıdır ve kanatları vardır. Bu iki özellik onu çevresinden ayırırken okurun da onu yalnızca bir metafora indirgeme eğilimini sınar. Kırmızı bazen görünürlüğü, bazen yoğun duyguyu, bazen de kendinden kaçamamanın bedensel ağırlığını çağrıştırır. Kanatlar özgürlüğün kolay bir simgesi değildir; saklanması, taşınması ve başkalarının bakışına maruz kalması gereken bir farklılıktır. Carson’ın başarısı, olağanüstü bedeni gündelik bir yaşamın kırılganlığıyla aynı düzleme yerleştirmesidir.
Çocuklukta şiddet ve sessizliğin sınırları
Geryon’un kardeşinin istismarına uğraması, kitabın kimlik sorusunu yalnızca ilk aşkın incinmesine bağlamamayı gerektirir. Çocuklukta yaşanan şiddet, bedenin başkalarının iradesine açık hâle gelmesiyle ilişkilidir. Geryon’un büyümesi, bu deneyimin basitçe geride bırakıldığı bir iyileşme çizgisi izlemez. Onu tek bir travmayla açıklamak da doğru değildir: Carson karakterin sanatını, merakını, mizahını ve arzusunu bu geçmişin yanına koyar. Böylece okur, acının bir insanın bütün kimliği olmadığını görür.
Herakles: mitik öldürmeden duygusal yaraya
Carson’ın Herakles’i Geryon’un arzuladığı genç bir erkektir. Antik anlatıda kahramanın canavarı yenmesi, burada ilişki ve ayrılık deneyiminin gölgesinde yeniden duyulur. Fakat bu benzerlik, Herakles’i yalnızca mitin zalimi olarak okumayı haklı çıkarmaz. Geryon’un ona duyduğu çekim gerçek, ayrılığın bıraktığı yara da gerçektir. Metnin güçlüğü tam burada başlar: İnsan kendisini inciten birini arzulamış olmasının bilgisiyle nasıl yaşar? Carson bu soruyu psikolojik öğütlere dönüştürmeden açık tutar.
Fotoğraf makinesi ve bakışın geri alınması
Geryon’un fotoğraf çekmesi, yalnızca dünyadan saklanmasının işareti değildir. Fotoğraf, başkalarının onu gördüğü konumdan çıkıp neyin görüleceğini seçebildiği bir alan yaratır. Kadrajın dışında kalanlar en az içine alınanlar kadar önemlidir. Bu yüzden fotoğraf ile otobiyografi arasında bir akrabalık bulunur: İkisi de hayatı bütünüyle kopyalamaz, belirli anları düzenler. Geryon’un sanatsal bakışı, kendi hayatını anlatma yetkisinin tamamlanmış değil sürekli kurulan bir şey olduğunu gösterir.
Volkanın zamanı, duygunun zamanı
Volkan imgesi kitabın yeryüzüyle beden arasında kurduğu ilişkinin merkezindedir. Yeraltında biriken hareketin yüzeye çıkması, okuru Geryon’un duygusal deneyimleriyle benzerlik kurmaya çağırır; ama volkanı yalnızca bastırılmış öfke diye çözmek yetersizdir. Jeolojik zaman, bir insanın kısa hayatını aşan başka bir ölçek sunar. Geryon’un acısı bu ölçekte küçülmez; tek mümkün zamanın acının şimdiki zamanı olmadığını hissettirir. Ateş ve taş, şiirin kırmızı sözlüğünü genişletir.
Yolculuk, dönüş ve değişmeyen sorular
Herakles’le yeniden karşılaşma, Geryon’un geçmişiyle ilişkisinin kapanmadığını gösterir. Yolculuk, bir roman kahramanını otomatik olarak olgunlaştıran mekanik bir araç değildir. Başka coğrafyalar, başka bakış açıları ve fotoğraflar, onun kendisine ilişkin sorularını çoğaltır. Eserin büyüme hikâyesi olarak özgünlüğü, son sayfada bütün yaraların açıklanmasına ihtiyaç duymamasıdır. Geryon'un varlığı, ona yakıştırılan mitolojik sonun ötesine taşar.
Geryon’u nasıl okumalı?
Geryon’u yalnızca dışlanmışlığın sembolü saymak, karakteri ikinci kez başkasının fikrine dönüştürme riskini taşır. Daha dikkatli bir okuma, kırmızı bedenin değişken anlamlarını, çocukluk şiddetinin ağırlığını, Herakles’e duyulan arzuyu ve fotoğrafın yarattığı özne konumunu birlikte izler. Carson’ın metni bize bir kimliğin özünü değil, kendini anlatmaya devam eden bir insanın çelişkilerini verir. Mitin dönüştürülmesi de burada tamamlanır: Kahramanın hikâyesindeki canavar, artık kendi cümlelerinin sahibi olabilir.




