Kör Baykuş’un konusunu anlatmak mümkündür; fakat onu düz bir olay örgüsüne çevirdiğimiz anda romanın en önemli özelliğini kaybetmeye başlarız. Çünkü Sadık Hidayet’in metninde soru yalnız “ne oldu?” değildir. Olayların hangisinin yaşandığını, hangisinin hatırlandığını ve hangisinin zihinde yeniden kurulduğunu da hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz.

En kısa hâliyle roman, dış dünyayla bağı giderek zayıflayan isimsiz bir ressamın arzu, ölüm, hafıza ve tekrarlar arasında parçalanan bilincini anlatır. İki büyük bölüm vardır; ikinci bölüm ilkini çözmez, aynı yüzleri ve imgeleri başka biçimlerde geri getirir.

Bu yüzden Kör Baykuş’un konusu olayları sıraya koymaktan çok, iki anlatı katmanının birbirini nasıl bozduğunu görmekle anlaşılır.

Birinci bölümde ne oluyor?

Anlatıcı, kalemdanların üzerine yıllardır aynı sahneyi çizer: servi ağacının altında eğilmiş bir ihtiyar ve karşı kıyıda ona bir çiçek uzatan genç kadın. Bir gün bu sahnenin canlı karşılığını gördüğünü düşünür. Çizdiği kadın artık dış dünyadadır.

Kadın anlatıcının odasına gelir ve ölür. Anlatıcı onu anlamaya ya da yardım etmeye çalışmaktan çok, özellikle gözlerini resmetmeye yönelir. Ardından bedeni parçalayıp bavula koyar, bir ihtiyarın yardımıyla gömer. Mezardan çıkan eski vazoda ise yine o gözlere benzeyen bir yüz vardır.

Bu bölümün asıl kırılması ceset veya mezar değildir. Anlatıcı bir görüntüyü dış dünyada bulduğunu sanır; sonra dış dünyadaki olay, tekrar görüntüye dönüşür. Resim, insan ve hatıra arasındaki sınır kaybolur.

İkinci bölümde neden dünya daha gerçekçi görünüyor?

İkinci bölümde aile geçmişi, dadı, evlilik ve gündelik ilişkiler belirginleşir. İlk bölüme göre daha toplumsal bir dünya vardır. Fakat anlatıcı bu dünyayı da güvenilir biçimde aktaramaz.

Eşini hem arzulayıp hem aşağılar; başka insanları önceki bölümdeki figürlere benzetir; ihtiyar yüzler, kahkaha, bıçak ve kan yeniden ortaya çıkar. Günlük ayrıntıların çoğalması, anlatıyı daha nesnel yapmaz.

Finale doğru anlatıcı eşini öldürür. Aynaya baktığında kendisini roman boyunca tekrarlanan ihtiyarın yüzüne benzer hâlde görür. Ardından sanki ilk bölümün odasına dönmüş gibi uyanır. Vazo kaybolmuştur; kıyafetlerindeki kan ise iki bölüm arasındaki sınırı daha da belirsizleştirir.

İki bölüm aynı hikâye mi?

Tam olarak değil. Genç kadın ile eş, farklı ihtiyar figürleri, gözler, bıçak, kan ve kahkaha arasında açık yankılar vardır. Fakat olaylar bire bir örtüşmez.

İlk bölümü “rüya”, ikinciyi “gerçek” ilan etmek caziptir; ancak ikinci bölüm de rüya, hastalık ve güvenilmez algıyla doludur. Daha sağlam okuma, iki bölümün aynı zihinsel gerilimi farklı biçimlerde yeniden üretmesidir.

Roman okuru bağlantı kurmaya çağırır ama kurduğu her bağlantının altını yeniden oyar. Bu nedenle olay örgüsünü anlamak, tek bir gerçek zaman çizgisi bulmak değil; tekrarların nasıl değiştiğini izlemektir.

Kör Baykuş neden anlaşılması zor?

Çünkü anlatıcının dışında dünyayı doğrulayabileceğimiz bağımsız bir bakış yoktur. Afyon, hastalık, rüya, hafıza ve takıntılar aynı anlatının içine karışır. Başka bir karakterin güvenilir tanıklığına ya da sabit bir zaman çizgisine tutunamayız.

Hidayet olay örgüsünü gizleyen bir polisiye bilmece kurmaz. Olayların kendisini güvenilmez hâle getirir. Bu nedenle “ne oldu?” sorusu ile “anlatıcı ne yaşadığını düşünüyor?” sorusu birbirinden ayrılamaz.

Roman aslında ne anlatıyor?

Yüzeyde takıntılı bir anlatıcı, iki kadın görüntüsü, ölüm, cinayet ve tekrar eden bir ihtiyar vardır. Daha derinde ise bir insanın dış dünyayla kurduğu bağın çözülüşünü izleriz.

Anlatıcı insanları oldukları kişiler olarak görmekte zorlanır. Kadınları idealize eder veya küçümser, geçmişi her hatırlayışında yeniden kurar, kendi yüzünde bile başka birini görmeye başlar.

Bu yüzden romanın asıl konusu ölümden çok, gerçeklik ve benlik sınırlarının erimesidir. Dış dünyaya yabancılaşan anlatıcı sonunda kendisine de yabancılaşır.

Kör Baykuş neden tekinsiz?

Tekinsizlik yalnız karanlık mekânlardan veya cesetlerden gelmez. Tanıdık şeylerin yer değiştirmesinden doğar. Bir yüzü daha önce görmüşüzdür ama nerede gördüğümüzden emin olamayız. Bir olay öncekinin tekrarı gibidir ama ayrıntılar tutmaz.

Hidayet böylece anlatıcının deneyimini okura aktarır. Anlatıcı dünyaya güvenemiyorsa, okur da metne güvenemez. Romanın hâlâ güçlü olmasının nedeni, anlaşılmaz bir hikâye anlatması değil; anlaşılabilir bir dünyanın elimizden kaymasının nasıl hissettirdiğini yaşatmasıdır.

Kısaca: Kör Baykuş ne anlatıyor?

Kör Baykuş, kendi zihnine kapanmış bir anlatıcının gerçeklik ile hayal, geçmiş ile şimdi, arzu ile tiksinti ve benlik ile başkası arasındaki sınırları giderek kaybetmesini anlatır.

Roman iki bölüm boyunca benzer karakterleri ve imgeleri farklı biçimlerde tekrarlar; fakat hangisinin kesin gerçek olduğunu söylemez. Bu yüzden kitabın “konusu” yalnız olaylarda değildir. Asıl mesele, anlatıcının başına gelenlerden çok neyin gerçekten başına geldiğini artık ayırt edememesidir.

Belirsizliğin nasıl kurulduğunu görmek için Kör Baykuş’ta Gerçek mi Hayal mi?; romanın bütün düşünsel yapısı için Kör Baykuş ana incelemesine geçebilirsiniz.