20. yüzyıl Amerikan edebiyatı, Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümleriyle birlikte gelişen son derece çeşitli bir edebî alan oluşturur.

Yüzyılın başında sanayileşme, hızlanan kentleşme ve değişen sınıf yapısı edebiyatın önemli meseleleri arasına girerken; Birinci Dünya Savaşı, 1929 ekonomik krizi, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı yazarların insan, toplum ve gelecek üzerine düşünme biçimlerini derinden etkiledi.

Bu dönemin edebiyatı tek bir akımla açıklanamaz. Modernizm, natüralizm, toplumsal gerçekçilik, Güney gotiği, Harlem Rönesansı, Beat kuşağı ve postmodern anlatı gibi birbirinden farklı yönelimler aynı yüzyıl içinde gelişti.

Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald ve William Faulkner gibi yazarlar savaş sonrası kuşağın kırılmalarını ve modern hayatın yabancılaşmasını farklı biçimlerde anlatırken; John Steinbeck ekonomik eşitsizlik, emek, göç ve Kaliforniya'nın kırsal yaşamını eserlerinin merkezine taşıdı. Toni Morrison ve Ralph Ellison gibi yazarlar ise Amerikan toplumunun ırk, hafıza ve kimlik sorunlarını edebiyatın temel meselelerinden biri hâline getirdi.

Bu çeşitlilik nedeniyle 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının ortak özelliği belirli bir anlatı tekniğinden çok, Amerika fikrinin kendisini sürekli sorgulamasıdır.

Amerikan rüyası gerçekten herkes için mümkün müdür? Bireysel özgürlük ile toplumsal koşullar arasındaki sınır nerede başlar? İnsan geçmişinden, sınıfından veya kendisine miras kalan kimliklerden ne ölçüde uzaklaşabilir?

Dönemin eserleri bu sorulara birbirinden farklı cevaplar verir ve 20. yüzyıl Amerika'sının edebî hafızasını oluşturur.