Spoiler uyarısı: Bu yazı, Cennetin Doğusu’nun Aron Trask, Cal, Abra, Cathy Ames ve Adam Trask eksenindeki önemli olaylarını ve romanın sonunu açık biçimde ele almaktadır.

Aron Trask kimdir? John Steinbeck’in Cennetin Doğusu romanındaki Aron Trask, ilk bakışta Cal’ın karşısına yerleştirilmiş “iyi kardeş”tir. Naziktir, sevilir, babası Adam’ın gurur duyduğu oğuldur ve Kabil-Habil paralelliğinde Habil tarafını temsil eder.

Fakat Steinbeck, Aron’u kusursuz iyiliğin basit bir simgesi olarak bırakmaz.

Roman ilerledikçe onun saflığının başka bir yüzü ortaya çıkar: Aron dünyanın karmaşıklığını kabul etmekte zorlanır. İnsanları oldukları hâliyle görmek yerine onları olması gerektiğine inandığı biçimde görmek ister.

Annesi hakkında kurduğu hikâye böyledir.

Abra’ya duyduğu sevgi böyledir.

Dinle kurduğu ilişki giderek böyle bir sığınağa dönüşür.

Bu nedenle Aron’un trajedisi yalnızca Cathy Ames’in kim olduğunu öğrenmesi değildir.

Asıl trajedi, gerçeğin kusurlu olabileceği bir dünyada yaşayabilmek için gerekli esnekliği geliştirememesidir.

Aron Trask kimdir?

Aron, Adam Trask ile Cathy Ames’in ikiz oğullarından biridir. Kardeşi Cal ile birlikte Salinas Vadisi’nde büyür.

İki çocuk annelerinin öldüğüne inanarak yetişir. Gerçekte Cathy onları doğurduktan kısa süre sonra Adam’ı vurmuş, aileyi terk etmiş ve Salinas’ta Kate adıyla yaşamaya başlamıştır.

Aron bu gerçeği bilmez.

Cal ise zamanla öğrenir.

İki kardeş arasındaki en önemli farklardan biri de burada ortaya çıkar: Cal ailelerinin karanlık geçmişine giderek yaklaşırken Aron bu geçmişten korunur.

Bu korunmuşluk başlangıçta Aron’un masumiyetini sürdürmesini sağlar.

Fakat aynı zamanda onu gerçekle karşılaşmaya daha hazırlıksız hâle getirir.

Aron neden Habil’i temsil eder?

Cennetin Doğusu, Kabil ve Habil anlatısını iki Trask kuşağında yeniden kurar.

İlk kuşakta Charles ile Adam vardır.

İkinci kuşakta Cal ile Aron.

Cal, Kabil tarafına yaklaşırken Aron Habil figürünü çağrıştırır.

Babası tarafından daha kolay sevilir.

Daha masum görünür.

Kardeşinin kıskançlığının hedefi olur.

Ve Cal’ın öfkeyle gerçekleştirdiği bir eylem, Aron’un hayatındaki geri dönülmez kırılmanın başlangıcı hâline gelir.

Ancak Steinbeck’in amacı kutsal metindeki karakterleri birebir kopyalamak değildir.

Aron’un Habil’e benzemesi onun kusursuz olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine roman, “iyi kardeş” olarak görülen kişinin de kendi zayıflıkları olabileceğini gösterir.

Aron ile Cal arasındaki temel fark nedir?

İki kardeş dünyadaki kötülükle farklı şekillerde ilişki kurar.

Cal kötülüğün varlığını erken fark eder.

Başkalarındaki karanlığı görür.

Kendisindeki kıskançlığı ve öfkeyi de fark eder.

Bu yüzden Cal’ın sorunu kötülüğün varlığını kabul etmek değildir.

Onun sorusu şudur:

“Bütün bunları bildiğim hâlde başka türlü davranabilir miyim?”

Aron’un sorunu ise daha farklıdır.

O dünyanın karanlık tarafının varlığını kabul etmekte zorlanır.

İnsanların aynı anda hem sevilebilir hem kusurlu olabileceği fikri ona ağır gelir.

Bu nedenle Cal karanlıkla mücadele ederken Aron çoğu zaman karanlığın olmadığı bir alan arar.

Bu fark, iki kardeşin trajedisini belirler.

Aron gerçekten “iyi” bir karakter mi?

Aron iyi niyetlidir.

Sevgi gösterebilir.

Kasıtlı biçimde insanlara zarar vermek isteyen biri değildir.

Ancak romandaki ahlaki mesele yalnızca iyi niyet değildir.

Steinbeck giderek şu ayrımı görünür hâle getirir:

Masum olmak ile ahlaki açıdan olgun olmak aynı şey değildir.

Aron’un iyiliği büyük ölçüde korunmuş bir dünyada yaşayabilmesine bağlıdır.

Gerçeklik bu dünyaya uyduğu sürece Aron huzurludur.

Fakat insanlar beklediğinden daha karmaşık olduğunda geri çekilmeye başlar.

Bu nedenle onun saflığı aynı zamanda kırılganlıktır.

Adam neden Aron’u Cal’dan daha çok idealize eder?

Adam, Aron’da kendi değerlerine daha yakın gördüğü bir oğul bulur.

Aron hassastır.

Başarılıdır.

Daha açık biçimde “iyi çocuk” görüntüsüne uyar.

Cal ise daha zor okunur.

Onun ticari zekâsı, insanları gözlemleme biçimi ve karanlık dürtülerinin farkında oluşu Adam için daha rahatsız edici olabilir.

Böylece Adam farkında olmadan kendi babası Cyrus’un hatasına yaklaşır.

Cyrus nasıl Adam’ı Charles’a tercih etmişse, Adam da Aron’u Cal’ın önüne koyar.

Aron bu tercihin aktif faili değildir.

Fakat babasının sevgisindeki bu dengesizlik iki kardeş arasındaki çatışmayı büyütür.

Aron neden annesinin öldüğüne inanır?

Adam ve Lee, Cathy’nin gerçek yaşamını çocuklardan saklar.

Bu kararın amacı onları korumaktır.

Özellikle Aron’un gerçeği kaldıramayacağını düşünürler.

Bu noktada roman ilginç bir ahlaki sorun yaratır:

Bir insanı korumak için gerçeği saklamak, onu gerçekten korur mu?

Aron yıllarca annesinin öldüğüne inanır.

Bu anlatı onun zihninde temiz ve düzenli bir aile geçmişi kurmasını sağlar.

Fakat gerçek ortaya çıktığında yalnızca Cathy hakkındaki bilgisi değişmez.

Babasına ve Lee’ye duyduğu güven de sarsılır.

Çünkü annesinin kim olduğu kadar, sevdiği insanların ona yıllarca farklı bir hikâye anlatmış olması da önemlidir.

Abra Bacon Aron için ne ifade eder?

Abra, Aron’un çocukluktan itibaren hayatındaki en önemli kişilerden biridir.

İkisi daha genç yaşta gelecekte evlenebileceklerini hayal eder.

Aron için Abra sevgi, aile ve güvenli bir gelecek fikrinin parçasıdır.

Ancak ilişkileri büyüdükçe önemli bir sorun ortaya çıkar.

Aron, Abra’yı olduğu kişi olarak görmekten çok zihninde yarattığı ideal kadın imgesine yaklaştırır.

Abra ise kendi kusurlarının farkındadır.

Kendisinin Aron’un hayal ettiği kadar saf olmadığını düşünür.

Aron’un sevdiği kişinin gerçek Abra mı, yoksa onun zihninde yarattığı bir görüntü mü olduğu giderek belirsizleşir.

Aron Abra’yı neden idealize eder?

Çünkü Aron için sevgi çoğu zaman kusursuzlukla birlikte düşünülür.

Birini sevmek, onun çelişkilerini kabul etmekten çok onu temiz ve güvenli bir alana yerleştirmek anlamına gelebilir.

Bu davranış babası Adam’ın Cathy’ye yaklaşımını da hatırlatır.

Adam gençken Cathy’yi gerçekten tanımadan onun üzerine ideal bir eş imgesi yerleştirir.

Aron da Abra’yı kendi zihnindeki ideale yaklaştırır.

Böylece Trask ailesinde yalnızca kardeş kıskançlığı değil, insanları oldukları hâliyle görememe eğilimi de kuşaktan kuşağa tekrar eder.

Abra neden Aron’dan uzaklaşmaya başlar?

Abra büyüdükçe Aron’un kendisine baktığı biçimi daha net görür.

Aron’un sevdiği “kusursuz kız” olmak istemez.

Kendi ailesinde de sorunlar vardır.

Kendi içinde de çelişkiler taşır.

Bu gerçekliği kabul edebilir.

Aron ise giderek saflık ve kusursuzluk fikrine daha fazla bağlanır.

Abra bu nedenle Cal’la daha gerçek bir iletişim kurmaya başlar.

Cal onun kusursuz olmasını beklemez.

Çünkü Cal zaten insanın kusurlu olduğunu kabul ederek yaşamaktadır.

Aron’un kaybettiği şey yalnızca Abra’nın sevgisi değildir.

Gerçek bir insanla, onun çelişkilerini de kabul ederek ilişki kurabilme ihtimalidir.

Aron neden dine yönelir?

Aron’un dini ilgisi roman boyunca giderek güçlenir.

Bir dönem din adamı olmayı düşünür ve cinsellikten uzak, daha saf bir yaşam fikrine yaklaşır.

Bu yöneliş yalnızca samimi inanç meselesi olarak okunamaz.

Din Aron’a daha düzenli bir dünya da sunar.

Doğru ve yanlışın daha açık biçimde ayrıldığı bir alan.

İnsan ilişkilerinin karmaşıklığından uzaklaşabileceği bir düzen.

Bu nedenle Aron’un dine yaklaşımında inanç ile kaçış arasında bir gerilim vardır.

Steinbeck burada dini küçümsemekten çok Aron’un dini ne için kullandığını sorgular.

İnanç gerçeğe daha derinden bakmanın yolu mu olacaktır?

Yoksa gerçekliğin rahatsız edici taraflarından korunmanın aracı mı?

Aron neden Stanford’a gider?

Aron eğitim konusunda başarılıdır ve liseyi hızlandırılmış biçimde tamamladıktan sonra Stanford’a gider.

Adam bundan büyük gurur duyar.

Bu başarı da Aron’un babasının gözündeki “ideal oğul” konumunu güçlendirir.

Fakat Stanford Aron’a beklediği huzuru sağlamaz.

Orada mutsuz olur.

Akademik başarı, onun iç dünyasındaki çatışmaları çözmez.

Böylece eğitim de din gibi önemli bir soru altında kalır:

Aron gerçekten belirli bir hayata doğru mu ilerlemektedir, yoksa kendisini rahatsız eden dünyadan uzaklaşacak yeni alanlar mı aramaktadır?

Aron’un Stanford’da mutsuz olması neden önemli?

Çünkü dışarıdan bakıldığında Aron’un hayatında sorun görünmemesi gerekir.

Babası onunla gurur duyar.

Akademik olarak başarılıdır.

Abra onu uzun süre sever.

İyi bir gelecek ihtimali vardır.

Fakat Steinbeck, insanın yalnızca doğru görünen yolu izleyerek bütünlük kazanamayacağını gösterir.

Aron kendi kimliğini başkalarının beklentilerinden ve kendi kusursuzluk idealinden bağımsız biçimde kuramamıştır.

Bu nedenle başarı, onun için sağlam bir kimlik üretmez.

Aron neden gerçeğe karşı bu kadar kırılgandır?

Çünkü Aron insanların aynı anda hem iyi hem kötü özellikler taşıyabileceği fikriyle rahat değildir.

Onun dünyasında ahlaki kategoriler daha nettir.

Annesi ölmüşse onu kaybedilmiş ve temiz bir hatıra olarak düşünebilir.

Abra safsa onu kusursuz biçimde sevebilir.

Babası iyiyse ona güvenebilir.

Fakat gerçek insanlar bu kadar düzenli değildir.

Cathy onun annesidir ve ağır kötülükler yapmıştır.

Adam onu korumak için yalan söylemiştir.

Abra kusursuz olmak istemez.

Cal hem kardeşini sevebilir hem de onu incitebilir.

Aron’un trajedisi, bu çelişkileri aynı anda taşıyamamasıdır.

Cal neden uzun süre Aron’u korumaya çalışır?

Cal anneleri hakkındaki gerçeği öğrendiğinde bunu Aron’a hemen anlatmaz.

Çünkü kardeşini tanır.

Aron’un bu bilgi karşısında nasıl yıkılabileceğini sezer.

Bu durum Cal–Aron ilişkisini yalnızca kıskançlığa indirgememek gerektiğini gösterir.

Cal Aron’u kıskanır.

Ama aynı zamanda onu sever.

Onu korumak ister.

Uzun süre Cathy gerçeğini saklaması bunun kanıtlarından biridir.

Bu nedenle sonradan aynı bilgiyi Aron’a zarar vermek için kullanması daha trajik hâle gelir.

Cal neden Aron’a Cathy’yi gösterir?

Cal babası Adam’a 15 bin dolarlık bir armağan vermeye çalışır.

Adam paranın savaş ekonomisinden kazanılma biçimini ahlaken reddeder.

Cal bunu yalnızca parasının reddedilmesi olarak yaşamaz.

Kendisinin reddedildiğini hisseder.

Adam’ın Aron’a duyduğu gururu yeniden gördüğünde yıllardır taşıdığı kıskançlık patlar.

Ve Cal, Aron’un en kırılgan noktasını kullanır.

Onu Cathy’nin karşısına çıkarır.

Bu, Cal’ın kardeşine fiziksel saldırısı değildir.

Ama gerçeği bir silah gibi kullanmasıdır.

Aron Cathy’yi gördüğünde ne olur?

Aron için Cathy ile karşılaşmak yalnızca annesinin hayatta olduğunu öğrenmek değildir.

Yıllardır kurduğu bütün ahlaki dünyanın bir anda çökmesidir.

Annesi ölmemiştir.

Babası ona gerçeği söylememiştir.

Cathy, Aron’un zihninde anne figürüyle bağdaştırabileceği hiçbir şeye benzemez.

Bu nedenle karşılaşma onun için tek bir gerçeğin ortaya çıkmasından çok daha büyüktür.

Aron, gerçek dünyanın kendi kurduğu ahlaki düzene uymadığını bir anda görmek zorunda kalır.

Ve bunu taşıyamaz.

Cathy’nin Aron’a tepkisi neden önemlidir?

Karşılaşma yalnızca Aron’u değiştirmez.

Cathy üzerinde de güçlü bir etki bırakır.

Aron’un onu gördüğünde verdiği dehşet tepkisi Cathy’nin zihninden çıkmaz.

Kısa süre sonra vasiyetini düzenleyerek servetini Aron’a bırakır ve kendi yaşamına son verir.

Bu sahne Cathy’nin de tamamen etkilenmez bir “canavar” olarak okunmasını zorlaştırır.

Aron’un saflığı, Cathy’nin kendisi hakkında görmezden gelmeye çalıştığı bir şeyi ona geri yansıtmış gibidir.

Böylece aynı karşılaşma iki karakterin de hayatındaki son büyük kırılmaya dönüşür.

Aron neden orduya katılır?

Cathy gerçeğiyle karşılaştıktan sonra Aron ertesi gün askere yazılır.

Bu karar, onun daha önceki kaçış biçimleriyle birlikte okunabilir.

Önce dinde daha temiz bir alan arar.

Sonra Stanford’a gider.

Son olarak savaş, içinde yaşadığı dünyadan en radikal uzaklaşma biçimine dönüşür.

Aron’un askere yazılması yalnızca vatanseverlik veya kariyer kararı olarak sunulmaz.

Gerçeğin ardından içinde bulunduğu hayattan çıkma isteğiyle yakından ilişkilidir.

Cal, Aron’u öldürür mü?

Hayır.

Cal Aron’u öldürmez.

Aron orduya katılır ve Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeder.

Ancak Cal’ın Cathy gerçeğini ona kasıtlı biçimde göstermesi bu olaylar zincirindeki önemli kırılmadır.

Bu nedenle Cal daha sonra büyük bir suçluluk yaşar.

Roman burada doğrudan nedensellik ile ahlaki sorumluluk arasında bilinçli bir fark bırakır.

Cal kardeşinin ölümünün doğrudan faili değildir.

Ama onu incitme amacıyla yaptığı seçimin sonuçlarını görmezden gelemez.

Aron’un ölümü neden Kabil-Habil anlatısını tamamlar?

Cal ve Aron ikinci kuşağın Kabil-Habil çiftidir.

Kabil’in öfkesi Habil’in ölümüyle sonuçlanır.

Cal’ın kıskançlıkla yaptığı eylem de Aron’un hayatını geri dönülmez biçimde değiştirir ve Aron daha sonra savaşta ölür.

Ancak Steinbeck yine kutsal anlatıyı birebir tekrar etmez.

Cal kardeşini doğrudan öldürmez.

Ve en önemlisi, hikâye Aron’un ölümüyle bitmez.

Roman Cal’ın bundan sonra ne yapacağı sorusuna devam eder.

Bu fark, timshel fikrinin devreye girmesine izin verir.

Aron’un saflığı neden onu kurtarmaz?

Çünkü Steinbeck’in dünyasında iyilik, yalnızca kötülükten uzak kalmak değildir.

İnsan kötülüğün var olduğu bir dünyada yaşamak zorundadır.

Başka insanların kusurlarını görmek zorundadır.

Kendi kusurlarını da.

Aron’un saflığı onu bir süre korur.

Fakat gerçeklikle karşılaşma kapasitesi geliştirmediği için aynı saflık zamanla savunmasızlığa dönüşür.

Bu nedenle romanın belki de en rahatsız edici fikirlerinden biri ortaya çıkar:

İyi olmak, dünyanın kötü tarafını bilmiyor olmak değildir.

Aron’un idealizmi neden sorun hâline gelir?

İdealizm başlangıçta olumlu görünebilir.

İnsanların en iyi hâllerine inanmak kötü bir özellik değildir.

Fakat Aron’da idealizasyon, gerçek kişilerin yerine hayali kişiler koymaya başladığında sorun hâline gelir.

Abra gerçek bir kadındır.

Aron ise ona kutsal ve kusursuz bir görüntü yükler.

Adam gerçek bir babadır ve hataları vardır.

Aron onun koruyucu anlatısına bütünüyle güvenir.

Cathy gerçek annesidir.

Fakat Aron’un zihninde anne figürüyle onun gerçekliği arasında uzlaşabilecek hiçbir alan yoktur.

İdeal ile gerçek arasındaki mesafe büyüdükçe Aron’un dünyası daha kırılgan hâle gelir.

Aron ile Abra arasındaki ilişki neden Cal ve Abra ilişkisinden farklıdır?

Aron Abra’yı idealleştirir.

Cal ise onun kusurlarının var olabileceğini baştan kabul eder.

Bu fark, iki kardeşin insan doğasına bakışını da gösterir.

Aron sevmenin kusursuzluk gerektirdiğini düşünmeye yaklaşır.

Cal ise kendisi kusurlu olduğu için sevginin kusursuzluk gerektiremeyeceğini öğrenir.

Abra’nın zamanla Cal’a yaklaşması bu nedenle yalnızca romantik bir yön değişikliği değildir.

Romanın ahlaki dünyasındaki değişimin de işaretidir.

Kusursuzluk yerine kabullenme.

İdeal yerine gerçek insan.

Aron ile Adam neden birbirine benzer?

Adam gençliğinde Cathy’yi idealize eder.

Onun söylediklerini ve davranışlarını, kendi görmek istediği görüntünün içinde yorumlar.

Cathy açıkça California’ya gitmek istemediğini söylediğinde bile Adam kendi Eden hayalini sürdürür.

Aron’da benzer bir eğilim vardır.

Abra’yı idealize eder.

Annesinin geçmişini temiz bir anlatı içinde tutar.

Karmaşık gerçekleri kabul etmek yerine düzenli bir dünya arar.

Bu nedenle Aron’un mirası yalnızca Kabil-Habil anlatısındaki Habil rolü değildir.

Babasının idealizasyon eğilimini de miras alır.

Aron ile Cathy neden birbirinin tam karşıtı gibi görünür?

Cathy insanlarda çoğunlukla zayıflığı, çıkarı ve karanlığı görür.

Aron ise insanların iyi ve temiz tarafına tutunmak ister.

Biri insan doğusuna neredeyse yalnızca karanlık tarafından bakar.

Diğeri karanlığın varlığını kabul etmekte zorlanır.

Bu nedenle iki karakter ilk bakışta birbirinin tam zıddıdır.

Fakat ikisinin ortak bir problemi vardır:

İnsanların bütününü görmekte zorlanırlar.

Cathy iyiliği küçümser.

Aron kötülüğü reddeder.

Roman ise insanın ikisini aynı anda taşıyabileceğini göstermek ister.

Aron timshel düşüncesinin neresinde durur?

Timshel çoğunlukla Cal üzerinden okunur; çünkü seçim problemi onun karakterinde daha açık biçimde görünür.

Fakat Aron da kavramın önemli karşı örneklerinden biridir.

Özgür irade yalnızca iyi ile kötü arasında seçim yapabilmek değildir.

Gerçeklikle karşılaştığında onun içinde yaşamayı seçmek de gerekir.

Aron çoğu kez dünyanın karmaşıklığından uzaklaşacak alanlar arar.

Bu nedenle onun trajedisi, kötü bir seçim yapmasından çok seçim alanının kendisini daraltmasıdır.

Steinbeck böylece ahlaki özgürlüğün yalnızca “iyi olmak”tan daha zor olduğunu gösterir.

Aron Trask zayıf bir karakter mi?

“Zayıf” kelimesi Aron’u açıklamak için tek başına yetersizdir.

O hassastır.

Ahlaki beklentileri yüksektir.

Sevgiye güçlü biçimde ihtiyaç duyar.

Fakat başkalarının ve kendisinin kusurlarını bütünlüklü biçimde kabul edemez.

Bu nedenle kırılgandır.

Aron’un trajedisi duygusal olması değildir.

Dünyayı taşıyabilmek için gereken gri alanı kendisine tanımamasıdır.

Aron neden Cennetin Doğusu’nun önemli karakterlerinden biridir?

Çünkü Cal’ın özgür irade hikâyesi Aron olmadan tamamlanamaz.

Aron, Cal’ın kıskançlığının hedefidir.

Adam’ın tercih ettiği oğuldur.

Kabil-Habil yapısındaki Habil figürüdür.

Abra’nın idealize edilmesinin kaynağıdır.

Ve en önemlisi, romanın “saf iyilik” fikrini sınamasına imkân verir.

Cal kötü olabileceğinden korkar.

Aron ise kötülüğün var olduğu bir dünyada yaşayabilmekte zorlanır.

Steinbeck ikisini yan yana koyarak çok daha karmaşık bir ahlak anlayışı kurar.

Aron Trask kimdir? Sonuç

Aron Trask, Cennetin Doğusunda yalnızca Habil’in modern karşılığı değildir.

O, saflığın sınırlarını gösteren bir karakterdir.

Sevilir.

İyi niyetlidir.

Babası onunla gurur duyar.

Abra’yla temiz bir gelecek hayal eder.

Dine yönelir.

Başarılı bir eğitim yoluna girer.

Fakat bunların hiçbiri ona insan doğasının çelişkilerini kabul edebilme kapasitesi kazandırmaz.

Cathy hakkındaki gerçek ortaya çıktığında yalnızca annesini kaybetmez.

Annesi hakkında kurduğu hikâyeyi, babasına duyduğu koşulsuz güveni ve dünyanın anlaşılır olduğuna dair inancını da kaybeder.

Bu yüzden Aron’un trajedisi “fazla iyi” olması değildir.

İyiliği, kusurlu bir dünyayla birlikte taşıyabilecek kadar esnek hâle getirememesidir.

Cal karanlığın varlığını bilerek yaşamayı öğrenmek zorundadır.

Aron ise karanlığın varlığını kabul edemediği için ondan kaçmaya çalışır.

Ve Steinbeck’in iki kardeş arasındaki en önemli ayrımı belki de burada ortaya çıkar:

İnsanı yaşama bağlayan şey kusursuzluk değil, kusurlarla birlikte yaşayabilme kapasitesidir.