John Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda insanı tek başına anlatmaz. Karakterlerini ailelerin içine yerleştirir; onların korkularını, öfkelerini, sevgilerini ve günahlarını kuşaklar boyunca birbirine geçirir. Bu yüzden romandaki Trask ve Hamilton aileleri yalnızca kalabalık bir karakter kadrosunun iki kolu değildir. Biri geçmişin tekrar tekrar geri döndüğü, sevginin eşitsiz dağıldığı ve kardeşlerin birbirinin karşısına yerleştirildiği bir aileyi; diğeri ise yoksunluklara rağmen hayatla bağ kurmanın, üretmenin ve birlikte yaşamanın başka bir biçimini temsil eder.
Roman boyunca bu iki aile birbirine yaklaştıkça Steinbeck’in asıl sorusu da belirginleşir: İnsan, ailesinden kendisine kalan hikâyeyi tekrar etmek zorunda mıdır?
Trask Ailesi: Kuşaktan Kuşağa Tekrarlanan Çatışma
Trask ailesinin hikâyesi daha başlangıçta bir kardeş çatışması üzerine kurulur.
Cyrus Trask’ın oğulları Adam ve Charles birbirinden son derece farklıdır. Adam daha içe dönük, yumuşak ve babasının sevgisine daha yakın duran kardeştir. Charles ise fiziksel olarak güçlü, öfkeli ve babasının ilgisini kazanmak konusunda çok daha hassastır.
Aralarındaki gerilimin merkezinde yalnızca kişilik farkları yoktur. Asıl mesele sevgidir.
Charles’ın babasına verdiği pahalı hediye ile Adam’ın daha sıradan hediyesi karşısında Cyrus’ın gösterdiği farklı tepkiler, Charles için dayanılması güç bir reddedilme duygusu yaratır. Böylece Steinbeck’in roman boyunca tekrar tekrar kullanacağı temel düzen ilk kez görünür hâle gelir:
Bir baba, iki oğul ve eşit dağılmayan sevgi.
Charles’ın Adam’a yönelen şiddeti bu nedenle yalnızca kardeş kıskançlığı değildir. Arkasında görülme, kabul edilme ve sevilme ihtiyacı vardır.
Steinbeck burada insanın karanlık tarafını basit bir “kötü karakter” açıklamasına indirgemez. Charles’ın öfkesi, sevginin eksikliğinden doğan daha derin bir yarayla birlikte okunur.
Ve yıllar sonra aynı sahne, farklı kişilerle yeniden kurulacaktır.
Adam Trask: Geçmişinden Kaçarken Onu Tekrarlayan Baba
Adam gençliğinde babasının kurduğu aile düzeninin mağdurlarından biridir. Buna rağmen kendi çocukları olduğunda farkında olmadan aynı düzeni yeniden üretir.
Cal ve Aron ikiz kardeştir.
Fakat Adam onları aynı biçimde görmez.
Aron’un saflığı, hassasiyeti ve idealizmi Adam’ın sevgisini daha kolay kazanırken Cal’ın karmaşık, sorgulayan ve zaman zaman karanlık davranışları babasında aynı karşılığı bulmaz.
Böylece Cyrus’ın Adam ile Charles arasında kurduğu eşitsiz ilişki, bir kuşak sonra Adam’ın kendi oğulları arasında yeniden ortaya çıkar.
Charles’ın yerini Cal, Adam’ın yerini ise Aron alır.
Fakat bu tekrar birebir değildir.
Steinbeck için önemli olan da tam olarak budur.
Geçmiş kendisini yeniden gösterebilir; fakat sonuç aynı olmak zorunda değildir.
Cal ve Aron: Aynı Evin İki Ayrı Dünyası
Cal ile Aron’un karşıtlığı romanın en güçlü karakter eksenlerinden biridir.
Aron dünyayı iyi ve kötü arasında keskin sınırlarla anlamlandırmaya ihtiyaç duyar. İnsanların kusurlarıyla karşılaştığında onları kabul etmek yerine o gerçeklikten uzaklaşmaya çalışır. İnanç, eğitim ve idealize ettiği gelecek onun için zaman zaman dünyayla arasına koyduğu bir sığınağa dönüşür.
Cal ise karanlığın varlığını çok daha erken fark eder.
Üstelik yalnızca başkalarındaki karanlığı değil, kendi içindeki ihtimalleri de görür.
Annesi Cathy’nin kim olduğunu öğrendikten sonra Cal’ın en büyük korkularından biri kötülüğün kendisine miras kalmış olmasıdır. Öfkesini, kıskançlığını ve başkalarını incitme kapasitesini gördükçe bu korku daha da büyür.
Bu yüzden iki kardeş arasındaki asıl fark “biri iyi, diğeri kötü” değildir.
Aron kötülüğün olmadığı bir dünya ararken Cal, kötülüğün varlığını kabul ederek onunla ne yapacağını seçmek zorunda kalır.
Steinbeck’in insan anlayışı da bu ayrımın içinde belirginleşir.
İyilik, karanlığı hiç taşımamak değildir.
Karanlığın karşısında ne yapacağına karar verebilmektir.
Cathy Ames: Trask Ailesinin İçindeki Karanlık
Cathy’nin Trask ailesine girişi, zaten kırılgan olan aile yapısını daha da karmaşık hâle getirir.
Adam onu olduğu kişi olarak görmek yerine kendi zihninde yarattığı kişiye âşık olur. Cathy’yi idealize eder; karşısındaki insanın gerçekliğini görmek istemez.
Bu körlük Adam’ın en temel zaaflarından biridir.
Cathy ise aile fikrine, anneliğe ve Adam’ın kurduğu yeni hayata hiçbir zaman onun yüklediği anlamı yüklemez. Cal ve Aron’u dünyaya getirdikten sonra onları terk ederek kendi hayatına gider.
Fakat fiziksel olarak aileden ayrılması, etkisinin sona erdiği anlamına gelmez.
Tam tersine, Cathy’nin yokluğu iki oğlun hayatında farklı biçimlerde büyür.
Cal gerçeği öğrenir ve onunla yaşamaya çalışır.
Aron ise annesi hakkında kurulmuş ideal görüntüyü korur.
Bu nedenle Cathy yalnızca romandaki bir karakter değildir. Aynı zamanda iki kardeşin gerçeklikle kurduğu ilişkinin sınavına dönüşür.
Cal gerçeği taşıyabilecek midir?
Aron gerçeği öğrendiğinde kendi dünyasını koruyabilecek midir?
Bu sorular Trask ailesinin kaderini belirleyen noktaya kadar büyür.
Hamilton Ailesi: Başka Bir Miras Mümkün mü?
Trask ailesindeki gerilimlerin karşısında Hamilton ailesi bambaşka bir enerji taşır.
Samuel Hamilton ile Liza’nın kurduğu ev ekonomik açıdan güçlü değildir. Toprakları verimsizdir, para sürekli bir problemdir ve Samuel’in zekâsı ile icatları çoğu zaman maddi başarıya dönüşmez.
Fakat Hamilton ailesinin sahip olduğu başka bir zenginlik vardır:
Hareket, merak, sohbet ve hayatla temas.
Samuel Hamilton bu dünyanın merkezindedir.
Kendi kendini yetiştirmiş, insanlara merakla yaklaşan, hikâye anlatmayı seven ve karşısındakini gerçekten görmeye çalışan bir adamdır.
Bu yönüyle Cyrus Trask’ın neredeyse karşı kutbunda durur.
Cyrus arkasında para ve şüpheli bir servet bırakırken Samuel’in çocuklarına bıraktığı asıl miras maddi değildir.
Onlara bir dünyaya bakış biçimi bırakır.
Samuel Hamilton ve Adam Trask: Dostluktan Daha Fazlası
İki ailenin birbirine en güçlü biçimde bağlandığı nokta Samuel Hamilton ile Adam Trask’ın ilişkisidir.
Samuel, Adam’ın yalnızca arkadaşı değildir.
Onun görmek istemediği gerçekleri söyleyebilen kişilerden biridir.
Cathy konusunda Adam’ın körlüğünü erkenden fark eder. Cathy gittikten sonra Adam yıllarca içine kapandığında onu tekrar hayata dönmeye zorlayan da Samuel olur.
Bu nedenle Samuel’in Adam’ın hayatındaki işlevi önemlidir.
Trask ailesinin içinde tekrar eden kapalı döngülere dışarıdan giren bir sestir.
Adam kendi geçmişinin, aşkının ve hayal kırıklıklarının içine kapanırken Samuel sürekli hayatı işaret eder.
Çocukları gör. Toprağı gör. İnsanları gör. Gerçeği gör.
Steinbeck böylece iki aileyi yalnızca karşılaştırmaz; onları birbirinin hayatına müdahale edecek şekilde birbirine bağlar.
Hamiltonların dünyası Traskların dünyasına başka türlü yaşamanın mümkün olduğunu gösterir.
Liza Hamilton: Ailenin Sessiz Omurgası
Samuel’in canlılığı ve anlatıcılığı Hamilton ailesinin en görünür tarafıdır; fakat ailenin gündelik düzenini ayakta tutan kişi büyük ölçüde Liza Hamilton’dır.
Liza daha katı, disiplinli ve dindar bir karakterdir.
Samuel’in hayal gücü ile Liza’nın gerçekçiliği arasında sürekli bir denge vardır. Samuel düşünür, tasarlar, konuşur ve yeni ihtimallere yönelirken Liza evin sürdürülebilirliğini sağlar.
Bu karşıtlık Hamilton ailesini kusursuz bir aileye dönüştürmez.
Tam tersine onları canlı kılar.
Hamiltonlar arasında da acı, kayıp, anlaşmazlık ve hayal kırıklığı vardır. Steinbeck onları Trask ailesinin karşısına “iyi aile” olarak yerleştirmez.
Fark başka bir yerdedir.
Hamilton ailesinin üyeleri birbirlerinin varlığını yalnızca sevgi kazanılacak bir rekabet alanı olarak yaşamazlar.
Trask ailesindeki “Hangimiz daha çok seviliyor?” sorusunun yerini Hamiltonlarda çoğu zaman “Bu hayatı nasıl sürdüreceğiz?” sorusu alır.
İki Ailenin Mirası
Trask ve Hamilton ailelerinin en belirgin farkı, çocuklarına bıraktıkları mirasta ortaya çıkar.
Trasklarda miras sürekli olarak geçmişle hesaplaşmayı gerektirir.
Cyrus’tan Adam ve Charles’a, Adam’dan Cal ve Aron’a uzanan çizgide sevgi, kıskançlık, kardeşlik ve reddedilme aynı biçimleri değiştirerek yeniden ortaya çıkar.
Hamiltonlarda ise miras daha dağınık fakat daha yaşamsaldır.
Merak, direnç, üretme arzusu ve insanlarla bağ kurabilme kapasitesi kuşaktan kuşağa taşınır.
Bu karşıtlık romanın temel düşüncelerinden birini görünür kılar:
İnsana yalnızca para, toprak ya da soyadı miras kalmaz.
Bir bakış biçimi de miras kalabilir.
Bir korku.
Bir yara.
Bir sevme biçimi.
Hatta insanın kendisini nasıl gördüğü bile.
Fakat Steinbeck tam bu noktada miras ile kader arasındaki bağı koparır.
Aileden Gelen Şey Kader midir?
Cennetin Doğusu boyunca karakterler sürekli geçmişlerinin ağırlığıyla karşı karşıya kalırlar.
Cal annesine benzeme ihtimalinden korkar.
Adam babasının kurduğu düzeni fark etmeden tekrarlar.
Charles babasının sevgisini kazanamamanın öfkesini kardeşine yöneltir.
Aron ailesinin gerçeğini kabul edemediği için gerçeklikten kaçmaya çalışır.
Bütün bunlar insanın ailesinden tamamen bağımsız olmadığını gösterir.
Ama roman burada durmaz.
Steinbeck’in “timshel” düşüncesi tam da aile hikâyesinin üzerine yerleşir.
İnsan kendisine bırakılan mirası seçemez.
Fakat onunla ne yapacağını seçebilir.
Cal’ın hikâyesini Charles’ın hikâyesinden ayıran temel nokta budur.
İkisinin de içinde kıskançlık vardır.
İkisi de kardeşleriyle çatışır.
İkisi de baba sevgisinin eşitsizliğiyle yaralanır.
Fakat Cal, kendisini yalnızca bu mirasın sonucu olarak görmek zorunda olmadığını öğrenmeye başlar.
Geçmiş tekrar edebilir. Ama tekrar, kader değildir.
Trask ve Hamilton Aileleri Neden Romanın Merkezinde?
Steinbeck’in büyük başarısı, Cennetin Doğusu’nun felsefi sorularını soyut tartışmalar hâlinde bırakmamasıdır.
İyi ile kötü arasındaki mücadeleyi aile sofralarına, kardeş kavgalarına, babaların çocuklarına bakışına ve insanların birbirinden beklediği sevgiye taşır.
Trask ailesi insanın geçmişinden ne kadar kolay kaçamadığını gösterir.
Hamilton ailesi ise zor koşullar altında bile başka bir yaşam biçiminin mümkün olabileceğini hatırlatır.
Ve bu iki aile Salinas Vadisi’nde yan yana geldiğinde romanın en temel sorularından biri ortaya çıkar:
Bize verilen hayat ile seçtiğimiz hayat arasındaki sınır nerede başlar?
Cennetin Doğusu bu soruya kolay bir cevap vermez.
Ama Trask ailesinin kuşaklar boyunca süren hikâyesinin içinde bir ihtimali sürekli açık bırakır:
İnsan ailesinden bir hikâye devralabilir.
O hikâyeyi nasıl sürdüreceği ise henüz yazılmamıştır.




