Spoiler uyarısı: Bu yazı, Cennetin Doğusu’nun Charles–Adam ve Cal–Aron ilişkilerindeki temel olayları ve romanın sonunu açık biçimde ele almaktadır.
Cennetin Doğusu’nda Kabil ve Habil neden bu kadar önemlidir? Çünkü John Steinbeck’in romanı yalnızca iki kardeş arasındaki kıskançlığı anlatmaz. Yaratılış kitabındaki Kabil ve Habil öyküsünü iki farklı kuşakta yeniden kurarak çok daha zor bir soru sorar: İnsan kendisinden önce yaşanmış bir hikâyeyi tekrar etmek zorunda mıdır?
İlk kuşakta Charles ve Adam Trask vardır.
İkinci kuşakta Cal ve Aron.
Her iki ilişkide de baba sevgisi, reddedilme, kıskançlık ve bir armağanın kabul edilip edilmemesi belirleyici olur. Fakat ikinci tekrar birincinin aynısı değildir.
Steinbeck’in asıl meselesi de burada başlar.
Bir hikâye tekrar edebilir.
Ama aynı şekilde bitmek zorunda mıdır?
Kabil ve Habil hikâyesinde ne olur?
Yaratılış kitabında Kabil ve Habil, Âdem ile Havva’nın oğullarıdır.
Kabil toprağı işler; Habil sürülerle ilgilenir. İki kardeş Tanrı’ya sunular getirir. Habil’in sunusu kabul edilirken Kabil’inki aynı karşılığı görmez.
Metin, bu tercih için modern okurun aradığı türden açık ve ayrıntılı bir gerekçe vermez.
Asıl kırılma bundan sonra yaşanır.
Kabil reddedilmeyi taşıyamaz. Öfkesi kardeşine yönelir ve Habil’i öldürür.
Böylece insanlık tarihinin ilk kardeşliği, aynı zamanda ilk kardeş katli anlatılarından birine dönüşür.
Steinbeck’in ilgisini çeken yalnızca cinayet değildir.
Onun için daha önemli soru cinayetten önce gelir:
Bir insan, kendisi yerine kardeşinin seçildiğini düşündüğünde ne yapar?
Cennetin Doğusu neden Kabil ve Habil anlatısını kullanır?
Steinbeck, Kabil ve Habil hikâyesini modern bir aile destanının içine yerleştirir.
Fakat bunu yalnızca İncil’e gönderme yapmak için yapmaz.
Kardeşlerin rekabetini aile içinde tekrar eden bir davranış modeli hâline getirir. Babalar çocuklarını aynı ölçüde göremez. Çocuklar sevgiyi paylaşılması gereken bir şey olarak değil, kazanılması gereken sınırlı bir ödül olarak algılayabilir.
Böylece kutsal metindeki soru gündelik bir aile sorusuna dönüşür:
Babam neden onu benden daha çok seviyor?
Charles bu soruyla karşılaşır.
Yıllar sonra Cal da aynı soruyla yüzleşir.
Charles ve Adam neden ilk Kabil-Habil tekrarıdır?
Charles ile Adam arasındaki ilişkinin temelinde belirgin bir karşıtlık vardır.
Adam daha yumuşak, içe dönük ve babasının gözünde korunması gereken oğuldur.
Charles ise fiziksel olarak güçlü, çalışkan fakat öfkesi çok daha tehlikeli olabilen kardeştir.
Ancak Steinbeck bu karşıtlığı basit biçimde “iyi Adam, kötü Charles” olarak bırakmaz.
Çünkü Charles’ın asıl yarası kardeşinin iyi olması değildir.
Babasının Adam’ı kendisinden daha çok sevdiğine inanmasıdır.
Bu fark, romanın Kabil-Habil uyarlamasını psikolojik bir aile hikâyesine dönüştürür.
Cyrus’un doğum günü hediyeleri neden bu kadar önemlidir?
Charles ve Adam arasındaki Kabil-Habil paralelliğini en açık biçimde gösteren sahnelerden biri babaları Cyrus’a verdikleri hediyelerdir.
Charles para biriktirip pahalı bir bıçak alır.
Adam ise bulduğu bir köpek yavrusunu babasına verir.
Cyrus, Adam’ın hediyesine çok daha fazla değer verir.
Charles için sorun hediyelerin maddi değeri değildir.
Babasının tercihi ona daha büyük bir mesaj verir:
Senin sevgin benim için kardeşinin sevgisi kadar değerli değil.
Yaratılış anlatısında Kabil’in sunusunun reddedilmesi nasıl öfkeyi kardeşine yöneltiyorsa, Charles’ın kırgınlığı da Adam’a yönelir.
Charles kardeşini vahşice döver ve olay öldürmeye çok yaklaşan bir şiddete dönüşür.
Steinbeck böylece kutsal metindeki armağan–reddedilme–kardeşe yönelen öfke zincirini modern aile içine taşır.
Charles, Kabil’in birebir karşılığı mı?
Hayır.
Romanın en önemli özelliklerinden biri, sembolik eşleşmeler kurarken karakterleri tek bir role hapsetmemesidir.
Charles Kabil’i çağrıştırır; fakat Kabil değildir.
Adam da Habil’in kusursuz modern karşılığı değildir.
Charles’ın sevgisi, sadakati ve çalışma gücü vardır. Adam ise her zaman çevresindeki insanları doğru okuyabilen veya onlara adil davranabilen biri değildir.
Bu nedenle Steinbeck’in yaptığı şey alegorik bir eşleştirmeden daha karmaşıktır.
Kabil-Habil hikâyesini karakterlerin üzerine yerleştirir ama ardından onların bu rollerin dışına taşmasına izin verir.
Charles’ın Adam’ı öldürmemesi neden önemli?
Yaratılış anlatısında Kabil’in kıskançlığı kardeşinin ölümüyle sonuçlanır.
Charles’ın öfkesi de öldürücü noktaya yaklaşır.
Ancak Adam hayatta kalır.
Bu fark küçük değildir.
Roman daha ilk büyük Kabil-Habil tekrarında bize şunu gösterir:
Tekrar, birebir kader değildir.
Bir örüntü ortaya çıkabilir.
İnsanlar önceki hikâyelere benzeyebilir.
Ama sonuç değişebilir.
Bu fikir daha sonra Cal ve Aron ilişkisinde çok daha önemli hâle gelecektir.
Cal ve Aron neden ikinci Kabil-Habil çiftidir?
Roman yıllar sonra aynı çatışmayı Adam’ın oğulları üzerinden yeniden kurar.
Bu kez isimler bile ilişkiyi görünür hâle getirir:
Caleb, yani Cal.
Aron.
Cal, kendi içinde hem iyilik hem de kötülük görebilen daha karmaşık bir karakterdir.
Aron ise dünyayı daha idealize edilmiş biçimde algılar. İnsanları, ilişkileri ve özellikle annesi hakkındaki gerçeği Cal kadar gri alanlarla karşılamaya hazır değildir.
Ancak asıl sorun yine kardeşlerin farklı oluşu değildir.
Sorun, Adam’ın oğullarına bakışında oluşan dengesizliktir.
Adam neden Aron’u idealize eder?
Adam, Aron’da görmek istediği oğul imgesini bulur.
Aron temiz, hassas, eğitimli ve ahlaki açıdan daha güvenli görünür.
Cal ise babasının gözünde daha zor okunur.
İş dünyasıyla ilgilenir.
Kendi karanlık dürtülerinin farkındadır.
İnsanların zayıflıklarını görebilir.
Adam’ın yaptığı hata, Cyrus’un yıllar önce yaptığı hataya yaklaşır:
Çocuklarının sevgisini kendi beklentileri üzerinden değerlendirmeye başlar.
Böylece kardeş rekabetinin ikinci kuşağı yalnızca iki kardeşten doğmaz.
Babanın sevgiyi dağıtma biçimi de çatışmanın parçasıdır.
Cal’ın 15 bin dolarlık hediyesi neden Kabil’in sunusunu tekrarlar?
Romanın ikinci büyük armağan sahnesinde Cal, babasının başarısız ticari girişiminde kaybettiği parayı telafi etmek ister.
Will Hamilton ile savaş döneminde fasulye ticaretinden para kazanır ve yaklaşık 15 bin doları Adam’a vermeyi planlar.
Cal için para yalnızca paradır değildir.
Bir sevgi teklifidir.
Babasına kendisinin de değerli bir oğul olduğunu göstermek ister.
Adam ise paranın savaş ortamında kazanılma biçimini ahlaken kabul edilemez bulur ve hediyeyi reddeder.
Bu sahne Charles’ın bıçağının reddedilmesini ve daha geride Kabil’in sunusunu yankılar.
Üç durumda da reddedilen kişi aslında yalnızca bir nesnenin reddedildiğini hissetmez.
Kendisinin reddedildiğini hisseder.
Cal neden Aron’u annesine götürür?
Adam’ın hediyeyi reddetmesi Cal’ın en hassas korkusunu doğrulamış gibi görünür:
Babam Aron’u benden daha çok seviyor.
Cal annesi Cathy’nin hayatta olduğunu ve Salinas’ta Kate adıyla yaşadığını bilmektedir.
Aron ise annesinin öldüğüne inanarak büyümüştür.
Öfke ve kıskançlığın etkisi altındaki Cal, Aron’u Cathy’nin yanına götürür.
Bu hareket fiziksel bir saldırı değildir.
Fakat Cal, gerçeğin kardeşi üzerinde nasıl yıkıcı bir etkisi olabileceğini bilir.
Bu nedenle sahne, Kabil’in kardeşine yönelen öfkesinin ikinci kuşaktaki karşılığıdır.
Cal, Aron’u öldürür mü?
Hayır.
Bu ayrımı net tutmak gerekir.
Cal kardeşini öldürmez.
Aron, annesi hakkındaki gerçeği öğrendikten sonra sarsılır ve ertesi gün orduya katılır. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeder.
Cal’ın yaptığı şey bu olay zincirinin başlangıcındaki ağır ve kasıtlı bir incitme eylemidir.
Roman da Cal’ın bundan dolayı duyduğu suçluluğu merkezine alır.
Fakat “Cal Aron’u öldürdü” demek olay örgüsünü gereğinden fazla basitleştirir.
Steinbeck’in kurduğu ahlaki alan çok daha rahatsız edicidir:
Bir insan başka birinin ölümünü istemeden de onun hayatını geri dönülmez biçimde değiştiren bir eylemden sorumlu hissedebilir.
Cal ile Kabil arasındaki en önemli fark nedir?
Kabil-Habil paralelliğinin asıl anlamı benzerliklerde değil, farklılıklarda ortaya çıkar.
Cal kardeşine zarar verir.
Fakat yaptığından sonra huzur içinde yaşamaz.
Suçluluk duyar.
Kendisini sorgular.
Yaptığının sonuçlarından kaçmaya çalışmak yerine bunun kendisi hakkında ne söylediğiyle yüzleşir.
Cal’ın en büyük korkusu, annesi Cathy’den veya ailesinin geçmişinden gelen kötülüğün onun kaderi olmasıdır.
Romanın Kabil hikâyesine eklediği yeni ihtimal burada ortaya çıkar:
Kabil rolüne düşmüş olmak, sonsuza kadar Kabil kalmak anlamına gelmeyebilir.
Aron gerçekten Habil kadar masum mu?
Aron’un Habil karşılığı olarak okunması kolaydır.
Adam onu sever.
Cal ona kıyasla daha karanlık görünür.
Aron daha saf ve ahlaki bir karakter izlenimi verir.
Fakat Steinbeck bu karşıtlığı da bozar.
Aron’un saflığı her zaman olgunluk anlamına gelmez.
Dünyanın karmaşıklığıyla karşılaşmakta zorlanır. İnsanları oldukları hâliyle görmek yerine onları idealize etmeye eğilimlidir.
Abra konusunda da böyle davranır.
Annesi konusunda da.
İnanç konusunda da.
Bu nedenle Aron’un “iyiliği” Cal’ın ahlaki mücadelelerinden daha kolay fakat aynı zamanda daha kırılgan bir iyilik biçimidir.
Neden Cal daha karanlık ama aynı zamanda daha umut verici bir karakterdir?
Çünkü Cal kendi karanlığını bilir.
İnsanların kötü davranabileceğini bilir.
Kendisine de güvenmez.
Kıskançlık hisseder.
Öfkelenir.
Kardeşini bilerek incitir.
Fakat bütün bunların farkındadır.
Steinbeck açısından ahlaki seçim tam da bu farkındalıkta anlam kazanır.
Hiç kötülük düşünmemiş bir insanın iyi olması ile kötülük yapabileceğini bilen bir insanın başka türlü davranmayı seçmesi aynı şey değildir.
Cal’ın hikâyesini Kabil anlatısından ayıran şey de budur.
Baba sevgisi neden iki kuşağın da merkezindedir?
Charles ile Cal’ın ortak yarası “kötü çocuk” olmaları değildir.
İkisi de babalarının sevgisini ister.
Charles Cyrus’un Adam’ı tercih ettiğine inanır.
Cal ise Adam’ın Aron’u kendisinden daha değerli gördüğünü hisseder.
Her iki karakter de sevgilerini somut bir armağanla göstermeye çalışır.
Her ikisinin armağanı da reddedilir.
Ve her ikisinin öfkesi kardeşine yönelir.
Bu yüzden Cennetin Doğusu’ndaki Kabil-Habil anlatısı yalnızca kıskançlığın öyküsü değildir.
Sevginin rekabete dönüştüğü bir aile yapısının öyküsüdür.
Armağan motifi romanda neyi temsil eder?
Steinbeck için armağan yalnızca nesne değildir.
Bir karakterin “Beni gör” deme biçimidir.
Charles’ın bıçağı:
Baba, seni seviyorum. Emeğimi gör.
Cal’ın parası:
Baba, kaybettiğini geri verebilirim. Benimle gurur duy.
Fakat babalar armağanın arkasındaki duyguyu okuyamaz.
Böylece reddedilen nesne, reddedildiğini düşünen oğul için kendi değerinin ölçüsüne dönüşür.
Bu tekrar romanın en trajik fikirlerinden biridir:
Bir kuşağın yaşadığı yarayı sonraki kuşak, farkında olmadan yeniden üretebilir.
Adam neden babası Cyrus’un hatasını tekrarlar?
Adam gençliğinde Charles’ın kıskançlığının hedefidir.
Babasının iki oğluna eşit bakmadığını doğrudan deneyimlemiştir.
Buna rağmen yıllar sonra kendi oğulları arasında benzer bir dengesizlik üretir.
Bu durum romanın miras fikrini yalnızca genetik özelliklerle sınırlamadığını gösterir.
İnsan yalnızca yüz hatlarını, hastalıkları veya mizacı miras almaz.
Aile içinde kurulmuş ilişki biçimleri de kuşaktan kuşağa taşınabilir.
Adam babasının yaptığı şeyi bilinçli olarak taklit etmez.
Tam da bu nedenle tekrar daha rahatsız edicidir.
Cennetin Doğusu’nda Kabil kimdir?
Roman bu soruya tek bir isimle cevap vermez.
Charles açık biçimde Kabil’in özelliklerini taşır.
Cal da ikinci kuşakta aynı konuma yerleştirilir.
Ancak Steinbeck Kabil’i yalnızca “kötü kardeş” olarak kullanmaz.
Kabil, reddedilmenin ardından ne yapacağını seçmek zorunda kalan insandır.
Bu nedenle Kabil figürü roman ilerledikçe bir suçlu arketipinden ahlaki bir soruya dönüşür.
İçimde kıskançlık varsa ne yapacağım?
Reddedilirsem ne yapacağım?
Zarar verdiysem bundan sonra ne yapacağım?
Cal’ın hikâyesi bu soruların içinde gelişir.
Cennetin Doğusu’nda Habil kimdir?
Adam ve Aron, Habil tarafının en belirgin karşılıklarıdır.
Fakat onların da kusursuz olmaması önemlidir.
Adam başka insanları idealize eder ve çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını her zaman göremez.
Aron ise dünyanın karanlık yönleriyle karşılaşmamak için idealizme sığınır.
Steinbeck böylece Habil figürünü de mutlak iyiliğin basit simgesi olmaktan çıkarır.
Romanın dünyasında insanlar yalnızca iyi veya kötü kutularına yerleşmez.
Bu da Kabil-Habil anlatısının asıl dönüşümüdür.
Timshel Kabil-Habil döngüsünü nasıl değiştirir?
Romanın Kabil-Habil anlatısını yalnızca tekrar etmediğinin en güçlü kanıtı timshel kavramıdır.
Lee’nin yorumuyla “thou mayest” düşüncesi, insanın kötülüğün karşısında başka türlü davranabilme ihtimalini temsil eder.
Bu fikir Cal için hayati önem taşır.
Çünkü Cal kardeşine zarar vermiştir.
Geçmişi geri alamaz.
Aron’u hayata döndüremez.
Ama yaptığı tek eylemin hayatının geri kalanını belirlemek zorunda olup olmadığı hâlâ açıktır.
Romanın sonunda Adam’ın Cal’a söylediği son kelimenin timshel olması bu nedenle rastlantı değildir.
Bu kelime Cal’ı masum ilan etmez.
Yaptığını ortadan kaldırmaz.
Ona yeni bir seçim bırakır.
Steinbeck neden aynı hikâyeyi iki kez anlatır?
Çünkü tek bir tekrar kader fikrini gösterir.
İkinci tekrar ise kaderin kırılıp kırılamayacağını sınar.
Charles ve Adam’da armağan reddedilir, kıskançlık doğar ve şiddet gelir.
Cal ve Aron’da armağan reddedilir, kıskançlık doğar ve kardeşe zarar veren başka bir eylem gelir.
Yüzeyde tarih kendisini tekrar etmektedir.
Fakat Cal’ın hikâyesi burada bitmez.
Cal suçluluk yaşayabilir.
Kendini tanıyabilir.
Bağışlanmayı isteyebilir.
Ve bundan sonraki hayatında ne yapacağına karar verebilir.
Steinbeck’in Kabil-Habil anlatısına yaptığı en önemli ekleme budur.
Kabil ve Habil paralelliği romanın ana fikrini nasıl değiştirir?
Eğer Cennetin Doğusu yalnızca Kabil ile Habil’in modern bir yeniden anlatımı olsaydı sonucun baştan belli olması gerekirdi.
Kabil kardeşini öldürür.
Sonra sürgün edilir.
Hikâye tamamlanır.
Steinbeck ise bu çizgiyi açık bırakır.
Kardeşler birbirlerini incitebilir.
Babalar çocukları arasında aynı hataları tekrar edebilir.
Aileler geçmişteki yaraları yeni kuşaklara aktarabilir.
Fakat insanın geçmişini anlaması, tekrarın farkına varması ve başka türlü davranmayı seçmesi ihtimali hâlâ vardır.
Bu nedenle romanın merkezindeki soru “Kim Kabil, kim Habil?” sorusundan daha büyüktür.
Asıl soru şudur:
Kabil olduğumuzu fark ettiğimiz anda ne yapacağız?
Cennetin Doğusu’nda Kabil ve Habil: Sonuç
Charles ile Adam ve Cal ile Aron arasındaki paralellikler, Cennetin Doğusu’nun tesadüfi ayrıntıları değildir.
Romanın yapısal omurgalarından biridir.
Armağanların reddedilmesi, babanın tercih ettiği oğul, kıskançlık, kardeşe yönelen öfke ve kayıp iki kuşakta yeniden ortaya çıkar.
Fakat Steinbeck aynı hikâyeyi ikinci kez anlatırken ona yeni bir son ihtimali ekler.
Charles’ın şiddeti Adam’ı öldürmez.
Cal’ın öfkesi Aron’un hayatını geri dönülmez biçimde etkiler; fakat Cal’ın kendi hayatının bundan sonra nasıl devam edeceği henüz belirlenmemiştir.
Ve romanın sonunda timshel tam bu açıklığı korur.
Geçmiş tekrar edebilir.
Aileler aynı yaraları çocuklarına taşıyabilir.
İnsan kendisini bir anda Kabil’in yerinde bulabilir.
Fakat Cennetin Doğusu’nun Steinbeck’e özgü cevabı şudur:
Bir rolü miras almak, o rolün sonunu da miras almak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.




