Hayalperest’in Nastenka’ya duyduğu duyguyu ‘gerçek değil’ diye küçültmek kolaydır. Ama Beyaz Geceler bundan daha zor bir soru sorar: Bir insan karşısındaki kişiyi severken, o kişinin kendisine açtığı hayat ihtimalini de seviyor olabilir mi?

Hayalperest için bu ayrım özellikle önemlidir; çünkü Nastenka’dan önce de aşk duygusunu, büyük karşılaşmaları ve başka hayatları zihninde kurmuştur. Onun sorunu duygusuzluk değil; tam tersine, duygunun gerçek deneyimden önce ve bazen onun yerine büyüyebilmesidir.

Hayalperest daha ilk gecede ne yapıyor?

Nastenka’yla henüz yeni tanışmışken yaşadığı anı gelecekte tekrar tekrar hatırlayacağını söyler. Deneyim daha bitmeden geçmiş zamana çevrilir. Hayalperest yalnızca ‘şimdi’yi yaşamaz; aynı anda gelecekteki hatırasını da üretir.

Bu küçük hareket onun bütün karakterini taşır. Gerçek hayat ona dokunur dokunmaz, zihni o dokunuşu güvenli ve sonsuz bir iç görüntüye dönüştürmeye başlar. Bu, aşkını sahte yapmaz; ama sevginin neden birkaç saat içinde yılların ağırlığını taşıyabildiğini açıklar.

‘Hayalperest’ olmak onun için ne demek?

İkinci gecedeki uzun anlatısında Hayalperest, kapalı odasını, bitmeyen düşlerini ve kendi içinde çoğalan hayatları tarif eder. Hayal, boş zaman eğlencesi değil; gerçekliğe alternatif bir yaşam düzenidir.

Kendisi de bunun bedelini bilir. Gerçek hayatla bağını kaybettiğini, başkalarının gerçekten yaşadığını görürken kendisinin aynı yetiyi yitirebileceğini düşünür. Bu öz-farkındalık önemlidir: Dostoyevski bize durumundan bütünüyle habersiz bir karakter vermez.

Trajedi tam burada büyür. Hayalperest problemini adlandırabilecek kadar bilinçlidir; fakat onu aşacak alışkanlıkları henüz kuramamıştır.

Nastenka’yı gerçekten görüyor mu?

Kısmen evet. Onu dinler, geçmişini öğrenir, başka bir erkeği sevdiğini bilir ve o erkeğe ulaşması için yardım eder. Hayalperest tamamen kendi yansımasına âşık olmuş tek boyutlu bir figür değildir.

Ama görmenin sınırı, Nastenka’nın bağımsız iradesiyle karşılaştığında belirir. Hayalperest birkaç gün içinde ortak ev, ortak gündelik hayat ve beraber yaşama ihtimallerini büyütürken Nastenka’nın geçmişi hâlâ oradadır. Gerçek insan, hayalin çizdiği geleceğe bütünüyle sığmaz.

Bir kişiyi görmek ile onun üzerinden kendini görmek arasındaki çizgi

Nastenka, Hayalperest için yalnızca sevilen kişi değildir. O aynı zamanda ilk kez mümkün görünen ‘başka bir ben’in kapısıdır: yalnız olmayan, beklenen, eve dönen, gündelik hayatı biriyle paylaşan bir ben.

Bu yüzden duygunun içine özlem duyduğu kendi hayatı da karışır. Sevgi ile projeksiyon burada birbirini dışlamaz; aynı anda var olabilir. Hayalperest Nastenka’yı severken, Nastenka’nın yanında olabilecek kişiyi de sevmeye başlar.

Sentimental anlatı bu duyguyu neden daha da büyütüyor?

Metin kendisini ‘bir hayalperestin hatıraları’ olarak sunar. Yani Nastenka’ya duyulan aşkı doğrudan olayların içinden değil, o olayları çoktan anlamlandırmış bir anlatıcının dilinden okuruz.

Hayalperest yaşadıklarını küçültmez; aksine onları şiirsel bir bütünlüğe kavuşturur. Bir sokak karşılaşması kader hissi kazanır, birkaç yürüyüş bir ömrün ihtimaline dönüşür. Bu anlatı yeteneği, onun cazibesinin de tehlikesinin de parçasıdır.

Okur tam bu yüzden Hayalperest’e kolayca katılır. Onun büyüttüğü anların gerçekten büyük olduğunu hissederiz. Fakat Edebi Zihin’in sorusu şurada başlar: Yaşantının değeri ile anlatıcının ona yüklediği gelecek aynı şey midir?

Neden final yalnız kalp kırıklığı değildir?

Nastenka gidince yalnız sevilen kişi gitmez. Hayalperest’in birkaç gecede kurduğu ortak gelecek de çöker. Acının büyüklüğü, yıllardır ertelenmiş hayat arzusunun tek bir kişide yoğunlaşmış olmasından gelir.

Finalde o yaşantıyı güzel bir hatıra olarak koruması iki ihtimali aynı anda taşır. Birincisi, gerçek bir yakınlığı değersizleştirmeyecek kadar cömertleşmiştir. İkincisi, gerçek hayatta açılmış kapıyı yeniden zihinsel bir müzeye kaldırıyor olabilir.

Hayalperest’in trajedisi ne?

Trajedisi Nastenka’yı ‘yanlış kişiyi severek’ kaybetmesi değil. Asıl trajedi, hayatı yaşayabilecek duygusal yoğunluğa sahip olduğu hâlde bu yoğunluğu çoğu kez hayatın yerine geçen hayallere yatırmasıdır.

Beyaz Geceler’in kalıcı huzursuzluğu da buradadır: Hayalperest sonunda gerçekten değişmiş olabilir. Ama metin bize bundan sonraki sabahı göstermez. Elimizde yalnız şu soru kalır: O dört gece yeni bir hayatın ilk hatırası mı olacak, yoksa eski hayatın en güzel hatırası mı?

Hayalperest’in sevme biçimini dosyanın ana tezi içinde görmek için Beyaz Geceler ana incelemesine dönebilir; ardından Nastenka’nın özgürlük sorununa ile dosyanın başka bir damarına geçebilirsiniz.